6 Haziran 2015 Cumartesi

Bin Belikli Kız

(Daha önceden Gölge e-Dergi'de yayınlanmıştır)

        Vaktiyle hanların mirzaların birbirlerine hediye olarak gönderdiği, ne savaşta ne hazarda üstündeki yiğidi utandırmaz, doğan güneşe aya “ya sen doğ ya ben doğayım” dercesine alımlı ve heybetli atlar yetiştiren bir oba varmış. Obanın atlarının namı cihanı tutmuş ki oradan yetişen seyisler, seyis yamakları dahi saraylara, kasırlara davet edilirler, kendi atlarını tımar etmeleri için beyler ve paşalar hazineler dökerlermiş. Namlı Celali başbuğlarından Köroğlu’nun meşhur Kırat’ı ile yenilmez Kiziroğlu’nun şöhreti cihana değer atı Alapaça’nın bile boy ölçüşemeyeceği, binit oldukları hanları mirzaları zafere taşıdıkları sağda solda anlatılan bu atların en iyisini, obanın beyi olan aile yetiştirirmiş. Vaktiyle hediye ettikleri atlar karşılığında hem padişahın hem şahın fermanıyla kimseler bu obaya ilişmezmiş.


            Bir gün bu obaya bir şer musallat olmuş. Her sabah bir başka ailenin atı, ya sabah vakti terli ve yorgun bir halde bulunuyormuş yahut yine aynı sebeple çatlamış bir vaziyette ölü bulunuyormuş. Bir-iki hadise olunca mukadderat demişler ancak birkaç at daha böyle telef olunca hayvanlarına bir fenalığın musallat olduğunu anlamışlar. Toplanıp dualar okusalar da bu musallat başlarından gitmemiş.

            Ta ki obanın en iyi atlarını yetiştiren ve obanın beyleri olan ailenin, mirzalardan birine ayırdıkları bir at da bu halde bulununcaya kadar. Bu ailenin yaşlıca hizmetkârlarından birisi atın yelelerindeki belikleri yani örgüleri gösterip, ardından diğer atların yelelerini göstermiş. Sonra da yelesi örülü bulunan atlara “at binen cin” diye bir varlığın musallat olabileceğini söyleyerek, beye bunun tedbirini de anlatmış. Bey çaresiz, hayvanlarına zeval gelmemesi için tedbirini kabul etmiş. Adamlarına emretmiş, atların yelelerine gece uyumadan evvel zift sürdürmüş, kendisi dâhil adamları da uyanık beklemeye başlamış.

            Gecenin en kör vaktinde birden ahırdan atların hep birden kişnedikleri, oldukları yerde tepinmeye, eşkinmeye başladıkları işitilmiş. Ellerinde tüfeklerle kandillerle ahıra girdiklerinde atları tek tek kontrol etmişler. Yine o mirzaya ayırdıkları atın sırtında bir kadının oturduğunu görünce yanına doğru seğirtmişler. Mirzaya ayrılan atın huzursuzca sağa sola sıçramasından yanına doğru dürüst yaklaşamıyorlarmış ama üstündeki kadını ayan beyan görmüşler. Dağlı gelinler misali giyinmiş kadının saçları da tıpkı üstüne bindiği atın yeleleri gibi bin belikli imiş. Örgüler kandillerin ışığında abanoz misali parıldıyormuş, gözleri de bir bakışıyla insanın yüreğine soğukluk salmaktaymış. At sakinleştirdiğinde bin belikli kız kendisini kurtarmaları için adamlara yalvarmış, yakarmış. Acıyıp yanına yanaşan olmuş ama kızın ayaklarının ters oluşunu görerek korkuyla geriye kaçmışlar.

            Yaşlı hizmetkâr elinde bir çuvaldızla beye yaklaşmış. Bu iğnenin kızın yakasına takıldıktan sonra esir edilebileceğini, böylece her işte kullanılabileceğini ancak bu iğneyi herhangi birisi çıkarırsa kaçacağını söylemiş. Bey, dualarla bin belikli kızın yanına yaklaşıp giysisinin yakasına koca çuvaldızı batırdıktan sonra adamlarına katranı temizlemelerini emretmiş. Ardından bütün obayı konağına çağırıp kızı göstererek “at binen cin”i yakaladıklarını, şayet ne kadar yalvarırsa yalvarsın yakasındaki iğneyi kimsenin çıkarmaması gerektiğini tembihlemiş.

            Böylece bin belikli kız diye çağırdıkları cin, o ailenin hizmetçisi olmuş. Su taşırmış, yemek yıkarmış, tarlada çalışırmış. Yakasındaki çuvaldızı çıkarması için kime yalvardıysa kimse yanaşmamış, bazen aile köyde bir iş gerektiğinde yardıma bu cin kızını gönderiyormuş bu nedenle işlerine de geliyormuş. Çocukları yanına yanaşıp da çuvaldızı çıkarmasınlar diye sürekli tembihliyor, korkutuyorlarmış. Onlar da zaten onun tuhaf gözlerinden ve ayaklarından korktuklarından yanına bile yaklaşamıyorlarmış. Dizlerine dek uzanan siyah saçlarını uzaktan gören çocuklar “bin belikli kız geliyor” diye sağa sola kaçışıyorlarmış.

            Bir gün obanın çocuklarından birisi evlerinde un kalmadığından beyin evine gönderilmiş. Sabaha ekmek yapılacağından annesi geceden göndermiş. Çocuk evin hanımından bir ufak çuvalda unu alırken ahır tarafından gelen içli bir ağlama sesi duymuş. Kimin ağladığını sorduğunda, her gece “bin belikli kızın” ağladığını sorunca içine bir merak düşmüş. Bir gündüz vakti çeşmeden su alırken gördüğü bin belikli kızın yanına korka korka yaklaşmış, at binen cin de onun yaklaşmasına şaşırmış. Çocuk birkaç gece önce kaldığı ahırdan ağlama sesi işittiğini, neden ağladığını sormuş zira onu “cin” olarak anlattıklarından insanlar gibi ağlamasının tuhaf geldiğini söylemiş. At binen cin, insanlara yalvardığı halde göğsündeki çuvaldızı çıkarıp kendisini azat etmediklerini, onlara bir daha kötülük etmeyeceğine dair yeminler etse de insanların kendisini çalıştırmaktan vazgeçmediğini, ailesini, dostlarını, yerini yurdunu özlediğini birer birer anlatmış çocuğa.

            At binen cinden korkuyormuş çocuk ancak o haline çok acımış. Kendisinin başına da gelebileceğini düşünerek cinin göğsüne uzanıp çuvaldızı çıkarıp almış. Cin çocuğa onlarca teşekkürü, hayır duasını ettikten sonra kaybolup gitmiş. Çocuk, büyükleri kendisine kızmasın diye çuvaldızı elinden atıp evine geri dönmüş. Akşam olunca cinin kaybolduğunu gören aile bir şekilde onun çuvaldızdan kurtulup kaçtığına hükmetmiş, kimin yaptığı da ortaya çıkmamış.

            Gel zaman git zaman o küçük çocuk büyümüş. Bir sipahinin sancağı altında cebelu olmuş, cenk sahralarına yolu düşmüş. Sipahisi bir kabahat işleyip toprakları elinden alınınca onunla birlikte kaçak olup dağlara çıkmış, miktara hesaba gelmez harami taifesine karışmış. Günün birinde Dersaadet’ten bir elinde ferman bir elinde pala eşkıya takibine çıkar işgüzar paşalardan birinin sekbanları tarafından kuşatılmış. Dağların yücesinde, sık ormanların içinde tüfekli sarucalardan, sekbanlardan kaça kaça bir hal olmuş, öyle ki yakalanmasına ramak kalmış.

            Yakalanmamak için bir ağaç kovuğunun dibine çömelmiş, gece ilerleyince sekbanların peşini bırakacağına hükmederek beklemeye koyulmuş. Tam tüfekli sekbanlar kendisinin olduğu yere yaklaştığı sırada bir kadın peyda olmuş. Korkmamasını, kendisini saklayacağını söyledikten sonra uzun ve bin belikli saçlarıyla hem kendisini hem eşkıyayı örtüp saklamış. Böylece sekbanlar bir kimseyi göremeden geçip gitmişler.

            Eşkıya kadına teşekkür etmek istemiş ancak o esnada kadının ayaklarını ve saçlarını hatırlayarak korkuyla ürpermiş. Bu kadın kurtardığı bin belikli kız yani at binen cin’miş. Cin ona zamanında kendisine yardım ettiği için ailesiyle kaldığı ağaç kovuğunun dibine gelen eşkıyaya yardım ettiğini, ailesine döndüğü zaman intikam almak için obayı kana ateşe boğmak istemişlerse de kendisi nedeniyle onları alıkoyduğunu söylemiş. Ancak hala esaretinin kefaretinin ödenmediğini, böylece kendisini kurtardığı için bu esirliğin intikamının artık alınabileceğini ona itiraf etmiş. Eşkıya bir şekilde köyüne can atıp artık ihtiyarlamış beye ve köylülere durumu anlattığında hayretler içerisinde kalıp korkunç bir felaketin ucundan kıyısından kurtulduklarına şükretmişler. Lakin obadaki tüm atları nedensiz bir şekilde hep birden yeleleri örük ve ölü halde bulununca başlarına gelen felaketin nedenini bilmekteymişler…


24 Ocak 2015 – İstanbul

6 yorum:

  1. Gene hoş bir öykü olmuş kısa ama...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Gölge e-Dergi'de yayınlanan öykülerim kısa. Uzun öyküler yazdığım da oluyor ama bunlar sitelerde vs. yazdığımdan pek burada olmuyor. Şu bağlantıdan bakıp okuyabilirsiniz: http://songulyabanininyeri.blogspot.com.tr/2014/02/toplu-yaynlanms-hikayelerimin-listesi.html

      Sil
  2. bu alkarısı cini galiba? bu arada blogunuz müthiş. demek bizim de artık korku edebiyatımız var:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "At binen cin" diyorlar ama aynı özelliği alkarısına da atfettikleri oluyor bazı anlatılarda. Korku edebiyatımız şükür ki birkaç seneden beri faaliyette :)

      Sil
    2. bende alkarısı ve keçili hikayeler çok ordan biraz aşinayım:) anadolu korku hikayeleri 1-2 diye kitap varmış sizin de öyküleriniz varmış inşallah beklediğim gibi çıkar:)

      Sil
    3. Aynen Anadolu Korku Öyküleri 2'ye katıldım bir öyküm var. Kitapları okuduktan sonra onlar için yorumlarınızı da beklerim :)

      Sil