18 Şubat 2013 Pazartesi

Gulyabani'nin Evrak-ı Metrukesi 1-İlk İnternet Yazıları

      İnternet hayatımıza girdi gireli yıllardan beridir ne çok iz bıraktığımızı, anı bıraktığımızı biliyor muyuz? Geçenlerde youtube'da ta liseyi yeni bitirdiğimiz dönemlerde çektiğimiz videolarımızı bulduğumuzda değişen dünya görüşümüze, espri anlayışımıza şaşırmış "Nasıl geçti habersiz" moduna bağlamıştık arkadaşlarla. İşte o günlerde nostalji merakım depreşmiş, internette yazdığım ilk yazıların, hikayelerin peşine düşmüştüm. Madem kişisel blog, madem geleceğe bir iz, bir belge bırakma çabası diyerek bunları burada noktasına virgülüne dokunmadan belgelemeye karar verdim.
        Gerçi "Evrak-ı Metruke" serisi altında internet öncesi yazı ve notlarıma da yeri geldikçe değineceğim, ilk hayaller ve ilk kurgular açısından şahsi arşiviminden dökülenleri de paylaşacağım. Neler düşünülmüş, nelerden esinlenilmiş, bir insan yazmaya başlamadan evvel en ilk adımları nasıl atmış...
       Öyle kelime hataları, anlatım bozuklukları, imla hataları içeren hatta düpedüz kötü hikayeler ve yazılar ki "Abi bunu ifşa etmeye çekinmedin mi?" diye düşünülebilir. Bugün de amatör yazarım halen acemiyim ama o zaman, o yazıların yazıldığı zaman acemiliğimin bile başlarında sayılabileceğimden, ilk adımlar olarak görülmeli. Nasıl yazılmış meselesinden ziyade "önceden nasıl yazıyordum, şimdi nasıl yazıyorum" konusunda kendi şahsi tarihim açısından kıymetli "vesikalar" (kısmen). 
       İlk inceleme yazım ve ilk hikayelerim demekten çekince duymuyorum bu yüzden, bir liselinin kaleminden dökülen ve sadece şahsım için bir anlam ifade eden şeyler. Ancak umut verici ki rezalet bir yazma yeteneğine rağmen yazma konusunda arkadaş zoruyla da olsa uğraşmam, çabalamam iyi kötü bir dikiş tutturabilmiş olmam (yine kısmen)... İnsanın, şahsın tarihi pek incelenmez, araştırma konusu değildir yani büyük şahıs değilseniz kimse tutup sıradan bir insanı araştırmaz. Ancak bireyin yazım ve düşün dünyasına ilişkin izleri, hem bir tarihçi gözüyle hem de kendi özeleştirisini yapan bir amatör yazar açısından değerlendirdiğimizde ortaya epey ilginç bir sonuç çıkacaktır. Bu, bir insanın fikri ve yazınsal değişimini, gelişimini göstermektedir. Öyle ki gelen yorumlar bile daha uzun ve oturaklı yazılması yönünde, yani hayalgücü açısından pek sıkıntı olmamış ama ifade ediş şeklim hakikaten sorunluymuş diyebilirim. Vampir takıntım kendini belli etmiş ama... 
      Hani ben hep derim ya "aşk hikayesi yazamam" diye... Tarih sadece araştırmacıyı değil insanın kendisini bile şaşırtabiliyor işte böyle bir hikaye bile yazmışım dedirtebiliyor... Son iki hikayem muhtemelen dönemin etkisinden olacak aşk hikayeleri! "Yazmam" diye ahkam kestim bunca sene ama demek ki zamanında yazmışım!
     Belgeleri burada kısım kısım ve numaralandırarak anlatacağım, hem tarihsel-kronolojik sıraya göre gitmesi açısından hem de şahsi notlarımı daha iyi belirtmek açısından.
   Yazıların alındığı yer, Yüzüklerin Efendisi.com (http://www.yuzuklerinefendisi.com). 2002 yılında üye olmuştum ancak 2004'te aktif olarak yazılara ve foruma karışmıştım. Bugün halen Kayıp Rıhtım'da kullandığım "wyern-Wyern" takma adı bu açıdan ilk aldığım nick. İlk mail adresim de wyern2004 olup mynet'e kayıtlıydı ki ondan önce okuma haricinde aktif bir internet kullanıcısı değildim. Wyern bir kelime hatası, Wyvern yazacakken (tıpkı sözlükteki boşluk bırakmama hatası gibi) Wyern yazıp sonradan bu takma isme alışmam söz konusu. 
       Tekrar hatırlatmamda yarar var, hikayeler oldukça kötü, haddinden fazla kısa ve sadece bir film izlendikten sonra heyecanla bir başkasına aktarılmış havası taşımakta. Yazdığım dönemler 2004-2005 arası lise birinci-ikinci sınıf öğrencisiyim, düşüncelerim oldukça kof. Mağara duvarındaki çizimler gibi... Noktasına bile karışmadım...
       İşte o belgeler!
----------------------------------------------------------------------------------------
Belge 1: FATİH - (İnternetteki ilk hikayem) 29 Mart 2004, http://www.yuzuklerinefendisi.com/article.php?sid=1581

" Bu hikaye Yüzük Savaşlarından 50 yıl sonra geçen bir hikayedir.Rhun'un doğusundaki Taberia lı bir fatih 'in Orta Dünya yı fethini anlatır.

Hava rüzgarlı vakit geceydi.Kırmızı bir çadırın içinde General Whagon oturmuş bir haritayı inceliyordu. Orta Dünya haritası.orayı fethetmeyi aklına koymuştu.İçeri bir asker girdi.Örme zincir zırh giymişti.Sırtında kalkanı,belinde kılıcı savaşa hazırlanmış gibiydi.İfadesiz bir yüzü vardı.Seslendi:

_Komutanım!askerler hazır.Sizi bekliyorlar.

Sonra çıktı.Komutan gülümsedi.Üstünde altından bir zırh vardı.Ejder derisinden sağlamdı.Sırtına kırmızı bir pelerin asmıştı.Beline "mitril"den bir kılıç takmıştı.İsmi "Kan İçen"di.Bununla pek çok düşmanını Mandos 'un yanına göndermişti.Kafasına tılsımlı miğferini taktı.Bir iblisten almıştı.tüm yüzünü örtüyor bir tek gözlerini açığa çıkarıyordu.O bir iblisti.Babasıda öyle.Annesi bir insandı. Doğduğu vakit avuçlarında kan vardı.Falcılar onun büyüdüğünde koca bir Fatih olacağını söylemişti.

İblis olmasına rağmen insana benziyordu.Birtakım güçleri vardı.20 insan gücündeydi mesela.Ok işlemezdi.Çok hızlıydı.Ayrıca kurnaz ve zeki.Tek kusuru vardı.kutsallık onu öldürebilirdi.Gün ışığı bir zamanlar etkiliydi.Ama yaptığı büyülerle oda etkilemiyordu.O bir vampirdi.

Dışarı çıktı.Binlerce insan,ork,goblin trol onu bekliyordu.Whagonu görünce selamladılar.

Whagon:

_Ey askerlerim!Sizler şimdi yenik bir milletin neslisiniz.Vaktinde Batılılar bizi yendi.Bununlada kalmayıp bizi küçümsedi.Bizi Doğu`ya, kıraç topraklara ve şeytanların gezindiği çöllere sürdüler.

Kendileri batıda cennet diyarlarda sefa sürdüler.Ve bizlere düşman oldular.Elfleden ve onlara uyanlardan bahsediyorum.

Ama bitti.Batıya gidip orayı fethedeceğiz.Ve artık bizler orada yaşayacağız.50 yıl önce Fangorn`da ve Minas Tirith önlerinde ölen soydaşlarımızın intikamını alacağız.

Askerler burda coştu ve naralar attı.Komutan bağırdı:

_Atımı getirin!

İri bir ork komutanın atını getirdi.At kapkaraydı ve vahşiydi.Adı "kara Gölge" idi.Komutan bir sıçrayışta atına bindi ve onu yakındaki bir tepeye sürdü.

Tepe Mordoru gösteriyordu.Komutan kılıcını çekip
atını şaha kaldırdı ve bağırdı:

_ORDULARIM!MORDORA DOĞRU İLERİ!

Askerler bunu narayla karşıladı

----------------------------------------------------------------------------------------
Belge 2: FATİH 2- 12 Nisan 2004, http://www.yuzuklerinefendisi.com/article.php?sid=1590

"Çadırlar toplanıyordu.plan yapılmıştı.Önce atlılar oklarıyla kuzeyden dalıp,Gondorlu gözcüleri oraya çekecekti.Atlılar ikibine yakındı.Bu sırada troller(300'e yakın)kapıya hücum edip,kapıyı kıracaklardı.

Komutan Whagon ise ana kuvvetle içeri girecekti.Böyle planlanmıştı.Kimse bir terslik düşünmüyordu.Herkes komutanlarının kaderine inanmıştı.Komutan çocukluğunu düşündü.Hep harp hikayeleriyle büyümüş,askerlerce yetiştirilmişti.

50 yıl önce babası Sauronun safında Harbe gitmiş ve dönmemişti.o zaman karar vermişti.Batıya girip intikamını alacaktı.Ama batının uyuşmasını beklemişti.

Batılılar büyük seferle yılanın başının ezildiğini sandılar.Ama yılan iki başlıydı ve öteki başını hesaba katmamışlardı.Sanıyorlardıki Sauron ölünce

çobansız koyun sürüsü gibi dağılacaklar.Birgün bir vampirin çıkıpta Batıyı harabeye çevirmek için o sürüyü toparlayacağını akıl edememişlerdi.Ki o artık sürü değil,orduydu.Hemde milyonlarca neferi olan bir ordu.50 yıl susan doğu artık patlayacaktı.


Elfler bunu farketmiş ve orta dünyayı terketmişti.

Kral Aragorn ise İnsanların Kralı olarak bu saltanatın debdebesine kapılmış,tehlikeleri gözardı etmişti.Doğulu korkak krallar taçlarının zarafetine kendilerini kaptırmış,Aragornla antlaşma yapmışlardı.Whagon önce o korkakları halletmişti.

Cüceler artık göçebe kömür satıcıları olmuşlar,kılıçlarını höyükleree gömmüşlerdi.Hobbitler de insanlara karışıp azalmışlardı.Büyücülerde ya ölmüşler yada göçmüşlerdi.Hiçbir tehlike yoktu.Onu kimse engelleyemezdi.Valar bile.Onlar Cennette güzel bahçelerde yatmaktaydılar.Orta dünya yı önemseselerdi gelir bizzat Sauronun başını ezerlerdi.Kalktı.Atına bindi.Düzenlenmiş ordunun başına geçti.Yanındaki askere:

_Git kuzeydeki birliğe söyle.Yukarıdaki oku görünce saldırsınlar.Ayrıca burdan atlılara takviye ipli orklarıda al.

_Emredersiniz!

dedi.Kuzeye doğru koştu.Komutan ileri çıkıp bağırdı:

_ileri!
Ordu gürültüyle yürüyüşe geçti.50 yıl sonra Orta Dünya tekrar karışıyordu.Hemde bu sefer tehlike habersizdi"


----------------------------------------------------------------------------------------
Belge 3: FATİH 3- 19 Nisan 2004, http://www.yuzuklerinefendisi.com/article.php?sid=1600

"Akşam olmaktaydı.Mordor kalesinde askerler alışıla gelmiş nöbetlerini tutuyordu.Bu kale Sauronun devrilmesinin ardından tekrar doğuyu kontrol altında tutmak için yapılmıştı.Dört kulesi,sekiz burcu vardı.Okçular tepelere mevzilenmişlerdi.Elli yıldır burda alışıla gelmiş nöbeti tutuyorlardı.Vaktiyle gaflet uykusu Mordorun kontrolünü kaybettirmişti.O yüzden nöbetler itinayla

kontrol edilir,nöbette uyuyanlar cezalandırılırdı.Kapının üzerinde iki nöbetçi laflıyordu:


_Bugün nedense pek sessiz.Fırtına öncesi sessizliği gibi.Nedersin Haldan?

_Ne fırtınası?

_Doğululardan bahsediyorum.

_Onları meltemden bile sayma.50 sene evvel o Büyük Savaşta hepsi öyle bir darbe aldıki.

_İntikam istemezlermi sence?

_İstekten ileri gitmez.Kara Lord olmadan onlar başsız sürü gibi dağılırlar.

_Sence o sürüye bir baş gelmezmi?

_Yok.Varsa bile bunu büyükler bilir.

_Umarım yoktur.Dedem o savaşta çarpışmış.Anlatırdı hep.Kaç kişi ölmüş?Kimler babasız oğulsuz kalmış?Ve hep derdi"Doğu intikam alacaktır"Çünkü doğulu pek çok soylu buralarda ölmüş.

_Fazla tarih kitabı okumuşsun Derek.

_Ama hep böyle olmamışmı?Nezaman böyle bir huzura erilse hep bir karanlık efendi çıkmış.

_Sauronun oğlu varmı?Yada varisi?

_Yok.

_Ya bir arif?

_yok.

_E ozaman tehlike yok.Kim çıkıpta bunların başına geçsin?Bir avuç göçebe mi?

_Orkları unutma.

_Onlarda yok edildi.

Whagon kaleyi süzüyordu.Uzağı gören ve insanın içini okuyan bakışlar.Yanındaki emirerine:

_Hepsi gaflet uykusunda.Durgun.Güneş batmak üzere. Saldırsınlar.

_Emredersiniz.

Asker atıyla uzaklaştı.Komutan bir süre durup kaleyi inceledi.Atı Kara Gölgeyi mahmuzlayıp ordunun önüne geçti.İnsanlar,orklar,troller,uruklar,goblinler baltalarını,topuzlarını,kılıçlarını,mızraklarını,hançerlerini kavramış,hırsla 50 yıl öncenin intikamını almayı bekliyorlardı.Komutan:

_Ordularım!Birazdan bu kaleye saldıracağız ve ardından Batıya yürüyeceğiz.50 yıl önce ölenlerin intikamını alacağız.Elbet içimizde ölenler olcak.Onlar güçlü bir direniş gösterecek.Ama yılmayacağız.Sakın yılmayın!Çekilmeyin.Zira yenilirsek birdaha asla saldıramayız!Vurun,kırın ,kesin,yıkın!Asla acımayın!zira onlar size acımadı!Saldırıda troller önden gidecek.Bizlerde oklarla onları koruyacağız!

Kılıcını çekti.Tepeye çıktı.


Haldar:

_Gel.YAndaki kuleye çıkalım.Güneşin batışını izleyelim.

Kuleye çıktılar.Batıyı incelemeye koyuldular güneş biraz battı.Sesler duydular.Nal sesleri.Birbirlerine şaşkınlıkla baktılar.Kuzeye döndüler.Binlerce kara atlı naralarla saldırıyor,ardındanda yüzlerce ork geliyordu.Atlılar ok atıyordu.Bir-iki asker ok yiyerek devrildi.Derek:

_sana demiştim!Saldıracaklar diye!

Komutanları bağırdı:

_Tüm askerler kuzey hisarına!

Uyuyanlar bile uyanıp silahlarıyla savunmaya gittiler.Orklar elf kökenli olduklarından iyi okçulardı.

Askerleri indiriyorlardı.Tüm sur kuzeye ak mıştı.Tek o iki asker durmuştu kapıdaki kulede.

Haldan birara arkaya döndü.Korkuyla:

_Bak!

dedi.Tepeden bir atlı çıktı."İLERİ!"diye bağırır bağırmaz binlerce nara göğü sarstı.Yer sarsıldı.Yüzlerce kudurmuş trol,naralarla yeri sarsarak,topuzlarını savurarak kapıya doğru geliyordu.Yanlarıdada o atlı geliyordu,arkadanda binlerce,yüzbinlerce ork ve doğulu.İkili eski masal kitaplarında Troller görmüştü ama,bukadar korkunç olacaklarını tahmin etmemişlerdi.Haldan bağırdı:

_Kapıya geliyorlar!

_Haldan sıkı tutun!

_niye?

_Bak!

Bir trol durdu.topuzunu savurup kuleye fırlatı.Ortasına çarpıp devirdi.Düştüler.Derek uyandığında sersemlemişti.Haldanı aradı.Haldan taşların altında yaralı yatıyordu.Üzerine koştu.Kurtarmaya çalıştı.Haldan:

_Beni brak ve kaç.

_olmaz!

_Git!Gondoru uyar!

Derek istemeyerek koşup orda bağlı bir ata bindi.

Kapılar sarsılıyordu.Ordu gelmişti.Kapı açıldı ve troller içeri aktı.Bir trol yerdeki Haldanı gördü.Sırıtarak topuzunu kaldırdı ve indirdi.Kaldırdığında kanlar damlıyordu.Sonra Derek'i gördü.Böğürerek üzerine atıldı.Tam zamanında atladı.Onun yerine atı öldü.

Atlı girdi.Gözler kırmızı,dişleri sivriydi.Köşeye sindi hemen.Gondorlular zamanında geldiler.Etrafını 20 şövalye sardı.Kuzey hisarında yorulmuşlardı ama dinçlerdi.Kesin o atlıyı vurucaklardı.Ama tam tersi oldu.Atlı kılıçsız hepsini devirdi ve kanlarını içti.Ordu yayılmıştı.Kalktı bulduğu bir atla arkadan çıktı.Uzaktan kaleye baktı.Ak ağaç nişanlı bayrağı indirdiler.Kızıl gözlü oraya çıktı.Bayrağı attı yere.Orklar ve doğulular üzerine çıktı,çiğnedi,tükürdü.Kızıl gözlü üzerine bir şeyler yazıp okla Derek'in olduğu yere gönderdi.:

_Bunu al kralına götür.

Derek saygıyla bayrağı alıp geri döndü.Yenilmişlerdi.Dostu ölmüştü.Ama en kötüsü

Gondor bayrağına saygısızlık etmişlerdi.Ağlayarak,Gondorun Yolunu tuttu.



Whagon kızıl üstüne kara yarasa nişanlı Taberia bayrağını astı.Askerler nara attı.Whagon:

_Ey Doğunun evlatları.Büyük bir zafer kazandık.Ama bu zaferlerin ilkidir.Öyle zaferler kazanacağızki bu bir hiç olcak. Bu gün Mordor!Yarın Gondor!

Askerler zafer naralarıyla karşılık verdi.Bir ork:

_komutanım!

_Evet.

_Peki öbürgün neresi?

Whagon batıyabaktı.Sonra dönerek:

_Gri limanlar!

Askerler coşkuyla nara atıp el çırptı.

Gondor Sarayı

Kral aragornun torunu 2.Arathorn tahtta oturmuş eski bir yıllık okuyordu.Birden içer ağlayan bir Gondorlu girdi.Koynunda birşey saklıyordu.Çöktü.Kral:

_Evet?

_lordum.Bir ordu geldi.Kara ordu.Mordor kalesini ele geçirdiler.Herkez öldü.Bir ben sağ kaldım.Başlarında Bir şeytan vardı.20 kişiyi rahatça devirip kanlarını içti.Bununlada yetinmediler.(asker burda ağladı)Gondor bayrağımızı indirip çiğnediler.Tükürdüler.Komutanları bir şeyler yazdı.

Tahrip edilmiş bayrakta Kara lisandan şu cümleler yazımıştı."YAKINDA SENİNDE KANINI İÇECEĞİM.AK AĞACIN GÖLGESİNDE TÜM GONDORU KILIÇTAN GEÇİRİP BEBEKLERİN KANINI İÇECEĞİM.GONDORDA GÖRÜŞÜRÜZ.THURİNGWETHİL İN TORUNU WHAGON.ORTA DÜNYANIN DOĞUSUNUN FATİHİ."

Kral hiddetlendi.Kapıcılara bağırdı:

_Meclisi toplayın.

Sonra pencereye gitti.Doğuda kıyamet dağı yeniden lav püskürüyordu.Gökte Şimşekler çakıyordu."





----------------------------------------------------------------------------------------
Belge 4: FANTASTİK ALEMDE VAMPİRLER (İnternette yazdığım ilk inceleme yazım. Aslında bugün Frpnet'teki vampir incelemelerimi ben o dönemde kaleme almıştım ancak tamamen oraya yazmamışım demek ki. Bir çok eksik bilgiyle dolu)   - 19 Nisan 2004, http://www.yuzuklerinefendisi.com/article.php?sid=1603


"Korku temalarında ilgimi hep vampirler çekmiştir. Ölümsüz olduklarındanmı yoksa Voltaire'in deyimiyle "en iyi kanıtlanmış batıl inanç"olduklarındanmı bilmem.
Vampir inançları, Dünya`ya Balkanlara yerleşen Türklerden ve Kuzey avrupadaki Vikinglerden yayılmıştır.
Tolkien in Orta Dünyayı yaratırken Kuzey Avrupa mitolojisinden esinlendiği bilinir.Pekala Orta Dünya ya vampirleride katmıştır. "HOBBİT" kitabında "Fırtına Geliyor" adlı bölümde Beş Ordular Harbi anlatılır. Orada goblinlerin ve kurtların yanında yarasalardanda söz edilir.Kan emen yarasalar.


Daha geriye gidelim.Morgothun veziri Sauron`un bir habercisi vardır."Gölgelerin Hanımı"Thuringwethil.
Yarasa suretindedir bu maia.Luthien Morgoth`un sarayına onun kılığında girmiştir.
Zamanın başlangıcında bazı ruhların onun tarafına geçtiği yazılır.Vampirlerde bunların arasındadır. Ve vampirlerle ilgili en önemli şey.Vaktiyle Morgoth`un adamı"Avcı"nın elfleri kaçırıp Angband`a getirdiği söylenir.Elfler burda bozulmuş ve orklar tarih sahnesine çıkmıştır.Birinin vampir olması için onun ısırılması lazım gelir.Bunlarda böyle olmuştur işte.Ayrıca orklar güneşe çıkamaz.Tıpkı vampirler gibi. Lanetli yaratık kültürden kültüre değişir.Türklerde hortlaklar,cadılar ve cinler,Avrupada goblinler,kurtadamlar,vampirler.
Arap yarımadasında gulyabaniler ve şeytanlar.
Şimdi Ejderha Mızrağı diyarına uzanalım.Orda lanetli Ravenloft diyarından bahsedilir.Biliyorum ikisi ayrı diyar ama Ravenloft çıkış kaynağını TSR den almıştır.Orda Barovialı Kont Strahd dan bahsedilir.
(bkz.Sislerin Vampiri,Ben Strahd Bir Vampirin Anıları,Kara Gül Şövalyesi-Ankira Yay.)Bu adam sevgili elde etmek için lanetlenip vampirleşmiştir. Lanetli sisler onu bu lanetli diyara getirir.İlk gelen odur.Vampir köleleri vardır.Oraya gene sislerle gelen elf-vampir Jander la ilk kitapta sürtüşür.
Barovia vampirli krallıktır.
Evet şimdilik bu kadar buldum.Verebilecek başka bir bilginiz varsa çok sevinirim.
Wyern."



----------------------------------------------------------------------------------------
Belge 5: WHAGON'A DAİR (Hikayeden ziyade bir tür açıklama yazısı. Hatta sonunda direkt doksanların tv rehberlerinin pembe dizi bölüm tanıtımlarına bağlamış olduğum enteresan bir yazı) - 26 Nisan 2004

"Aslında bu yazıyı ilkin göndermeliydim ama neyse.

İlkin size Taberia yı anlatıyım.Doğuda ve kuzeyde 24 Şehir-devlet var. Bunların başında soylu ailelerden gelme derebeyleri var. Taberia bunlardan biri.Basit,önemsiz bir kasabaymış evvelden. Bir gün Thürinwethil'le Dorgan (Maia lardan) buraya gelip yerleşirler. Kısa zamanda oranın en güçlü sülalesi olurlar. Taberia taş kent olur. Çevresine yüksek ve kalın surlar ve kuleler yapılır. Zamanla orklarda yerleşir.Buranın halkı yarı-orktur. Bu iki Maia nın kudretiyle yapılır bunlar. Kısa zamanda Doğunun en güçlü şehir-devleti olur. Şimdi hükumdarları anlatalım.



İlk hükumdarDorgan ve Thürinwethildir.Şehir kurulur ve yükselir.Onların oğlu Lorgan doğar. Dorgan ve Thürinwethil Öfke Savaşında ölürler.
Lorgan kökeni itibariyle Vampirdir.Çok zalimdir.Kan
dökücü bir tiran dır. Kurduğu orduyla kasabaları yağmalar.Kaleleri kuşatarak Halkları açlık ve hastalıktan gebertir. Teslim olanıda olmayanıda öldürür.İster ork olsun ister trol.Doğunun altını üstüne getirir.O da ork prenseslerinden biriyle evlenir. Oğulları Thargun ve Shagun Doğar.Bu iki
zalim evvela babalarını zehirleyip,Annelerine tecavüz ederek öldürüp tahta geçerler. Zulümlere devam ederler. Artık orası dar gelir bu iki vampire
24 şehir-devletede zarar verirler.En acımasız işleri
Yaparlar.Thagun ve Shagun insanlarla evlenir.
Thagun Evlendiği kadını kız doğurduğu için parçalatır ve akbabalara yedirir. Kızını 5 yaşına kadar zindan da tutar.Sonra ona tecavüz eder ve
kendi eliyle öldürüp kanını içer.Sonra Sauron`un yanında savaşa gider.Oralarda ölür.

Shagun un oğlu ve kızı olur. Kız insandır oğlan vampir.İki kardeş anne ve baba larını öldürürler.Evlenirler ve bunlardan bizim Whagon doğar.Whagon`un babası doğuya öyle dehşet saçarki bu sülaleye "Thüriniel" derler.(Gölgelerin Evlatları) Trus Thüriniel Yüzük Savaşına katılır. Minas Tirith önlerinde ölür.Whagon doğduğu vakit avcunda kan vardır.Büyüdüğünde Büyük bir Fatih olacağı söylenir. Çocuk bir asker olarak büyür.Vampirdir ve çok güçlüdür.Büyücü bile olur.Sonra kurduğu orduyla doğuyu fetheder ve batıya yönelir.

Başarılı olurmu bilmem?Bunu zaman gösterecek. Öykülerimde okursunuz. Bu adamı yaratırken iki şeyden ilham almıştım. Biri Drakula.Tarihe zalimliğiyle geçen Vampir olduğu söylenen Drakula. Diğeri ise galeride gördüğüm ata binmiş iskelet.

Neyse öyküyle ilgili tüyolar vereyim.

*Yakında aşk var!


*Wyrus Doğuda süprizlerle karşılaşır!Beş Ariften

İkisi vardı ya!Kayıp olan ve ortaya çıkmayan.Onlar!


*Tanrılar Whagona karşı anti kötüler sürecekler!


*Hobbit ve cüce savaşları patlak vercek!Eriadorun nehirlerinde kan akacak!


*Whagon cephesinde ihanet çanları çalıyor!


Not: Bu yazıda anlatılan olaylar, yazarın kendi hayal gücüyle yarattığı hikayelerdir. Tolkien`in anlatılarına dayanmaz. Fatih adlı hikayenin kahramanının geçmişini anlatmaktadır.



p.s. : Ama süper... :) " (Not: Bu notu (p.s.) ben mi yazdım, editör mü hatırlayamadım)
   
----------------------------------------------------------------------------------------
Belge 6: FATİH 4 - 26 Nisan 2004, http://www.yuzuklerinefendisi.com/article.php?sid=1608

"Meclis toplanmıştı.Meclise Rohanlılar,kuzeyliler,hobitler ve cüceler katılmıştı.
Kral gelenleri süzdü.Hırsla tahrip olmuş Gondor bayrağını masanın üstüne attı:

- İşte!Sizi toplamamın nedeni!Doğudan çıkan ne idiğü belirsiz birinin ettikleri.


Rohanlı Hama bayrağı alıp inceledi.Dehşete kapıldı.
Bayrak elden ele dolaştı.Gören dehşete düştü.
Salon sessizdi.Gökte gürleyen yıldırımlar sessizliği bozuyordu. Kral:

- Sizden bir açıklama bekliyorum! Lothlorien elflerce terk olunduğunda Rohanlılar oraya bir tahkimat yapmıştı.Oradan gelen Rhodan:

-Aslında ne idüğü belirsiz değil.Biliyorduk.


Kral öfkeyle kükredi:


- Mademki biliyordunuz neden bu iblisin başını Vaktinde ezmediniz?


- Doğudan haberler geldi.40 yıl evvel. Thürinwethil`in soyundan gelen,Taberia isimli bir şehrin lordu bir bir Rhünü,Haradrimi,Falatrimi ve tüm Doğuyu aldı. Doğu nun Hakimi Whagon. Batıya sataşamaz diye düşündük çünkü doğu darbe almıştı.Nehirin doğusuna surlar ve kaleler yaptılar.Asker koydular.

- Bana niye ulaştırımadı? Yada baba ma? Yahut dedeme? O hırsla Mordordan da ilerisini almak isterler diye.
- Harika.Sevinin.Mordorda gitti.Sağkalan sadece bir kişi.Azarlamak bir sonuç vermez ne yapalım?

Cücelerden Thorin 8:

- Majesteleri.Ben derimki sefere çıkalım.Birleşik Rohan ve Gondor Ordusunu oraya sevk edin.Cüceler emrinize amadedir.
- Bende! dedi Kuzeyli Bern.Kral gözünü hobitlerden 2.Samwise'a çevirdi. Hobitler artık krallıktı. Ve birzamanlar Yüzük Taşıyıcısı Frodo`nun can yoldaşı Sam kral olmuştu.Hobitler güçlenmişlerdi. Kral:
- Sizden niye ses çıkmadı? diye sordu.
- Zafer kesin değil.Yenilebilirsiniz.İhtiyat bizim batıda kalmamız lazım gelir. Babam derdiki:"SONU
BELLİ OLMAYAN İŞTEN HAYIR GELMEZ." Kral:
- Korkudan olmasın?

- Bizler kimseden korkmayız.Bunu 50 Sene evvel kanıtladık.

- O halde orduyu kurun.Birleşik ordu bu iş için yeter. Yarın Mordoru geri alırız.Karar verilmişti. Salondan ayrıldılar.Hobit Kral ile cüce kral yanyana gidiyordu.Hobit Kral:

- Ordunuz kaç kişi?

- 2000 adamım var.

- Bana güveniniz tam mı?

- Evet.

- O halde bin adamınızı bırakın.Bu Whagon dişli birine benzer.

- Neden bir hobite inanayımki.Sayın kral "boyunuz"
kadar konuşun.

- Sizde boyunuzdan büyük işlere karışmayın. Mağaranızdan çıkınca bana hak verirsiniz.


Nefretle birbirlerine baktılar.Hırsla ayrıldılar.

Orta Dünyada bu siyaset belalı işti.Uluslar, Batının kontrolü için çarpışıyordu.Kaldıki Birleşip vampir kralı kovacaklardı.Elfler belkide bu yüzden gitmişti.Kral odasına giderken kızı Angelina ile karşılaştı.Bu Kralın tek çocuğuydu.Damarlarındaki elf kanı baskın çıkmıştı.Elflere benziyordu.Gölge saçlı,gök gözlüydü.Uzun kuğu boyunlu,güleryüzlü bir yarı-elfti Büyükannesi Arwen'e benziyordu.
- Baba mecliste ne oldu?Çıkanları pek kızgın gördüm.

- Sorma kızım.Doğuda bir başı bozuk çıkmış.Onu bastıracağız.Gitmeliyim.


Ayrıldı. Kız babasının ardından bakakaldı.Ertesi gün
1000 kişilik Rohan Gondor birleşik ordusu ilerliyordu.Ağır zırhların altında kızgın güneşin altında ilerliyorlardı.İçlerinde korku vardı.Zira gelirken korkunç şeyler görmüşler ve ağlamışlardı.

Kazıklara vurulmuş bebekler vardı.En acısı belkide
demin gördükleriydi. Bir anne ölmüştü. Çocuğu annesinin uyanması için ağlıyordu. Ondan büyük olan ise"Anne uyansana"diye ağlıyordu.Evlilik vakti düğün sırasındakiler öldürülmüştü.Damatı bir direğe bağlamışlardı.Gözünün önünde geline,kız kardeşine,annesine tecavüz edip öldürmüşlerdi. Babasını döverek öldürmüşlerdi.Askerler kaleye yaklaşırken geceydi. Dört atlı çıktı karşılarına. Bunlar Gondorlu askerlerdi ve sapasağlam gözüküyorlardı.
- Hayırdır? Niye geldiniz?

- Size saldırılıp kale alınmadı mı?
- Kaleye saldırıldı ama alamadılar.

- Er Derek in dedikleri...

- Düşmanın casusu olabilir. Neyse gelin içerde dinlenin. Ama silahlarınızı bırakın dışarı. Askerler savaştan dolayı çıldırdı.Silah görünce çıldırıyorlar.
- Olur.


Ordu bu işe şaştı.Silahlarını bırakıp içeri girdiler. Kapı birden örtüldü. Askerler şaşkınlıkla bakındı. Surlarda şeytani bir kahkaha duydular.Bu
Whagon du. Orklarda yanında. Bağırdı "beslenin!".
Gondor`lu askerler etraflarını sardı.Ama değişmişlerdi.Sivri dişleri,kırmızı gözleri ve pençeleri vardı. Hepsini kolayca temizlediler. Kanlarını içerek.Tek birini sağ bıraktılar.Kralı uyarması için.Whagon vezirine:
- Ben bugece Gondora gideceğim.

- Ama sabah oluyor lordum. Hem plan kurmamız lazım.
- Tamam.O halde komutanları çağır.


Gondor Sarayı

- Ne?Nasıl yenildiniz? diye kükredi kral askere. Asker titreyerek olanları anlattı.Kral:

- Eee Tron?Bilge adamsın .Nasıl halledeceğiz bu işi?
Eğer böyle giderse Orta Dünyayı kara günler beklemektedir.

- Kralım.Ben uzun süredir arif AkGandalfla mektuplaşmaktayım.Bu meseleyi ona söyledim.
Cevabında buraya bir kuzenini göndereceğini yazmış.Adı Wyrus.Vampir denen yaratıklar hakkında bilgiliymiş.Gondor limanından çıkıp buraya gelcekmiş.
- İyi.İyi.


Batı da Bir Yer

Wyrus Vala kütüphanesinde oturmuş,Kitap okuyordu.Birden içeri Ak Gandalf girdi.Kuzeniydi ve bilgeydi.Karşısına oturdu.Piposu elindeydi:

-Wyrus.Hep doğuya gidip macera yaşamak isterdin
değil mi?
- Evet.

- İşte sana fırsat.Doğuda Gondor kentini Vampirler
İstila etmek üzereymiş.
Birden gözleri açılan Wyrus:
- Ne? Vampirler mi? Dedi. Gandalf:
- Evet.Benden yardım istediler.Bende seni göndermeye karar verdim.

Wyrus Gandalfa atılıp sevinçle sarıldı ve dua etti. Durdu.
- İyide sen niye gitmiyorsun?

- Bak Wyrus.Doğuda siyaset karıştı.Benim gibi bir tanrının oraya gitmesi iyi olmaz.Ahali güç dengelerinin değişeceği korkusuyla ve yeni bir
"Karanlık Efendi" endişesi ortalığı karıştırı. Hem bilirsin Rohanda Saruman büyük zararlar verdiğinden Halk her beyaz giyene "kötü"gözüyle bakıyor.
- Öyleyse hemen şimdi yola çıkıyorum.

- Dikkat et!Görevini bitirir bitirmez gel.Sakın sende Saruman gibi hakimiyet hırsına kapılma!Çünkü birKara efendi indirmeye gidiyorsun.Yok olduktan sonra tekrar ortaya çıkan Bir kara efendiyi halk kaldıramaz. Hem Tulkas ve Valar tedirgin.Bana kalsa işi onlara bırakırım ama hatırlarsan en son
Ulu savaşta Orta dünyaya çıktılar ve harbin şiddetiyle Orta dünyanın kuzeyi sulara gömüldü.
Hem uyardılar.Bu yeni Kara Efendi Çok tehlikeliymiş.Yolun açık olsun.


Wyrus asasını aldı ve evine yöneldi.

----------------------------------------------------------------------------------------
Belge 7: FATİH 5 - 3 Mayıs 2004, http://www.yuzuklerinefendisi.com/article.php?sid=1615

"O gün limandakiler epey şaşkındı.Çünkü asırlar sonra ilk kez kuğu biçimli bir gemi görmüşlerdi.

Batıdan gelmişti.Kendiliğinden sihirle gidiyordu.

Halk toplanmış gemiye bakıyordu.Etrafına ışıklar saçan bir gemiydi.Biri atladı içinden.Uzun boylu biriydi.Kızıl cüppesi vardı.Belinde uzun bir kılıç taşıyordu.Beline çaprazlama bir çanta asılmıştı.

Elinde uzun kara bir asa vardı.Halk çekindi bu adamdan.Zira ışıklar saçıyordu ve gözleri sapsarıydı.Bir maia görmüşlerdi.Gemi çekildi gitti.



Denize baktı.Islık çaldı.Ve bembeyaz bir at fırladı denizden.Soylu bir hayvana benziyordu.Koşum takımları altındandı.Atına atladı.İlerledi.Çocuğun birine:

_Gondor Sarayı ne yana düşer yiğit?

Çocuk titreyerek:

_Nehirin kıyılarını takip edin.Minas Tirith kalesini göreceksiniz.Orasıdır.

_Sağol.

Atın sağrısına asasını astı.Atı şaha kaldırıp dehledi.

Atın kişneyişi milleti titretti.Nehre yöneldi ve ilerlemeye başladı.Atı Tulkasın ahırlarından almıştı.

Bu atla gidilecek yere kısa sürede gidilirdi.

Uzaktan Minas Tirithi gördü.Bir dağın kıyısına yapılmıştı.Yedi halka halinde yükselen mamur surları ve altın kubbeli kuleleri gördü.O kubbelerki

gün ışığı tepelerinden yansıyordu.Binlerce muhafız tepede nöbetteydi.İlerledi.Askerler surlara toplandı.

Işık saçan birşey buraya geliyordu.Demir kapıların önünde durdu.Tepedeki iri bir komutan seslendi:

_Kimsin?

_Wyrus.Gandalfın kuzeniyim.

İyice şaşırdılar.Bir maia görmüşlerdi.Kapı açıldı.Girdi.Halkın şaşkın bakışları arasında dörtnala

saraya yöneldi.Tıpkı 50 yıl evvel kuzeninin yaptığı

gibi.Sarayın avlusuna çıktı.İndi.Seyisi uyardı:

_Bu ata iyi bak!

Ak ağacın yanına gitti.Baktı dokundu.Saatlerce oturup onu izleyebilirdi.Ama ayrıldı.İlerledi.Kapların

önüne geldi.Gümüş zırhlı iki muhafız şaşkınlıkla ona baktı.Wyrus:

_Ne bakıyorsunuz?Açsanıza.

Askerler kapıya yaslandı.Asasıyla Wyrus içeri girdi.

Gondorlu vekilharçların ve hükumdarların heykelleri arasından geçti.Tahtın önünde durdu.Kral

ve Tron şaşırdı.Tron:

_Işık saçmak!Sarı gözler!Korku ve sevgi!Bu bir maia !

Kral yerinden kalktı.Geleni süzdü.

_Sende kimsin?

_Gandalfın kuzeni Wyrus.Gondoru kurtarmak için geldim.

_O halde geçip oturun.Bunlar ayakta konuşulacak meseleler değil.

Kral,wyrus ve Tron yandaki bir odaya geçtiler.Toplantı odası.Oturdular.Wyrus:

_Anlaşılan kan içen bir varlığın ve bir Efendinin tehditi altındasınız.Yazılanlara bakılırsa şimdiden çoğalmışlar.Bunlar böyledir.

_Efendim.Biz öğüt istemiyoruz.Nasıl yok edeceğiz?

_Birdaha sözümü kesmeyin sayın kral!Zira bundan hoşlanmam ve kuzenim gibi anlayışlı değilimdir.

Neyse bu anladığım kadarıyla siyasi bir mesele.

Baştan anlaşalım.Benim karalarım doğrultusunda

karar vereceksiniz.Aksi halde gondor çökebilir.

_Bu bir tehditmi?

_Hayır.Ben tehdit etmem yaparım.Kabulmü?

Kral ve danışman birbirine baktı.Kral:

_Kabul.

_O halde siyasetin ilk kuralını uygulayacağız.Uzlaşma.



Mordor Kalesi-Whagonun karargahı


Whagon masa başında komutanlarına direktif veriyordu.

_Sizler kuzeyden saldırıp oyalayın.Bu şekilde Minas Tirithe kolayca gireceğiz.Vampirlerle.Kapıyı açınca

içeri gireceksiniz.Bütün herkezi aman dilemeden kılıçtan geçireceksiniz.

İçeri bir goblin girdi:

_Komutanım.Gondorlulardan bir elçi geldi.

_Tamam.Siz bu arada ordunun dökümünü yapın ve istihbaratları değerlendirin.

Çıktı.Kabul salonunda bir maia oturuyordu.Işık saçan sarı gözlü.Whagon kılıcını kavradı.İçeri girdi.

Oturdu.

_Beni öldürmeyemi geldin?Beni.Doğunun Fatihi ,

Thürinwethilin varisini.

_İstersen babamın oğlu ol seni yok etmek istesem

ben değil Tulkas ve ordusu gelirdi.Şimdi.Batıya niye saldırdın?

_Niyemi?İntikam için.

_Sauronun intikamı sanamı düştü.

_Onun için değil.Bakın.Siz Batılılar hep doğuluları dışladınız.Onları çorak topraklara sürdünüz!Niye? çirkin oldukları için?

_Atma!O yılları bende gördüm.Sauron için güzel olan herşeyi yok ettiniz.

_Ama önce siz.Hele o elfler.İlk taşı onlar attı.Üstelik akrabalarını kestiler.Benim de sorum var.Niye geldin?

_Barış teklifi.Doğuda ne yaparsan yap.Ama batıdan

uzak dur.

_Durmazsam nolur?

_Tüm Valar ordusunu toplar gelir.Hem sen hemde burası yok olur.

_Bu Valar,Sauron zamanında niye gelmedi?

_Sence Gandalf neydi?Ve 5 arif?

_Ne dersen de.Vazgeçmem.Şimdi git.Sen maia isen ben iblisim.Güçlerimiz eşit!

_Ben Wyrus.Öfke savaşında uçan ejderlere ilk ben daldım.Gidiyorum.

Hırsla çıktı.Whagon içeri girince komutan:

_Lordum.Mutlu bir haberim var.

_Nedir?

_Cücelerle Hobitler birbirine girmiş.

_Güzel!

Whagon şeytanca kahkasını bastı.



Ered-Luin Yakınlarında Hobitya Tahkimatı


Tahkimatlar,Sınırlarda bulunan kule ve kalelere denilirdi.Tahta kulenin içinde 5 hobit muhafız vardı.Mevsim kıştı.Dördü içerdeydi.Biri tepede.

Birden bir balta fırladı.Tam göğsünden vurdu.Hobit feryatla düştü.

_Birses.

_Kurttur.

Birden kapı açıldı.Kırılarak.Eli baltalı üç cüce içeri daldı.Hobitler daha kalkamadan balta darbeleriyle yığıldılar.Biri tepeye çıktı. Hobit bayrağını indirdi.Yerine cüce bayrağı astı.


Hobitköy


_Nasıl olur?

_Olmuş işte beyim.Tüm tahkimatlara saldırıyorlarmış.

_Sizde onlara dalın.

_Emredersiniz.


Hobitya Yakınlarında Bir Cüce Grubu


10 cüce karda ilerliyordu.Üstlerinde çelik zırh ve miğferleri vardı.Mitril den kısa kılıçları ve kalkanları vardı.Çevrelerine birden oklar saplandı.Bir sürü midilli etraflarını sardı.Hobit savaşçıları.Cüceler sırt sırta verip daldı.Ama geçti.Binlerce ok yiyip düştüler.


Gloinoğulları Sarayı


Kral ateş püskürüyordu.

_Bu nasıl iş?Hobitler bizi yeniyor ha?Orduyu sınıra dizin.Kralada mesaj gönderin.Savaş açtık.Seferberliğe başlayın.



Hobit sarayındada aynı hava vardı.Kral:

_Demek savaş açtılar.Bende savaş açtım.Orduyu dizin sınıra.

_Majesteleri ya Gondor?

_Bizim ülkemiz ordan önemli.




Gondor sarayı


Kral,Wyrus ve bilgin oturmuştu gene toplantı salonuna.Kral:

_Demek kabul etmedi?

_Evet.Ama meraklanmayın onu içten vuracağız.

_Nasıl?

_Bilirmisiniz bilmem.Atım çok hızlıdır.Derebeylerini teker teker ziyaret ettim.Onları Whagona karşı kışkırttım.Bir toplantı düzenleyecekler.Karar verilirse onlar doğudan biz batıdan başını ezecez.

Ama anladığım kadarıyla çok iyi bir casus şebekesi var.Yarından tezi yok bizde bir şebeke kuracağız.



Doğuda Bir Yer

23 şehirin derebeyi toplanmış konuşuyorlardı.Biri:

_Lordlar.Bugün hepimizi bir maia ziyaret etti değilmi?

_Evet.

_Dediklerine göre biz bu Whagonu durdurmazsak sonumuz olur.Evet oylama yapalım.Saldıralım diyenler.

23 derebeyide el kaldırdı:

_Tamam.Sorusu olan.

_Ben.

Birden kapı kırıldı.İçeri onlarca vampir girip derebeylerini yakaladı.Whagon içeri girdi.

_Demek bana ihanet edecektiniz ha!Yani vatanınıza.

Soyluluğunuzu fesh ediyorum.Ordunuze ve şehirlerinize elkoyuyorum.Vatana ihanetin cezası ölümdür.Öldürün!

Vampirler derebeylerini teker teker dişlerken Whagon:

_Bu Gondor da çok oldu.Onlara gösteririm.Orduyu Gondora sürün.

_Ama...

dedi emireri.

_İtaatsizlikten hoşlanmam.Sürün!"


----------------------------------------------------------------------------------------
Belge 8: FATİH 6 - 10 Mayıs 2004, http://www.yuzuklerinefendisi.com/article.php?sid=1619


"Gecenin kör karanlığında Gondor burçlarının tepesinde dev bir yarasa uçuyordu.Gondor prensesinin kaldığı kulenin altındaki deliğinden girdi.


İçerde meşaleler yanıyordu.Yukarı çıkan yoldaki kapıyı iki nöbetçi tutmuştu.Yarasa gölgelerin içinde
Whagon oldu.Meydana çıktı.Askerler üstüne atıldı.

İkisinide boynundan yakaladı ve sıkıp bir uyku büyüsü mırıldandı.Adamlar uykuya daldı.Bir köşeye attı.Kapıya gitti.Kapıyı kendiliğinden açtı.Taş merdivenlerden çıktı.Esas kapıya vardı.

Kapının önündeki muhafıza gitti.Adam kılıcını çekti ama hata yaptı.Whagon bileğini yakaladığı gibi aşağı fırlattı.Adam merdivenlerden tepe üstü yuvarlandı.Kapıya dayanıp açtı.Krala darbe vuracaktı.Kızının kanını kurutup öldürecekti.O ayrıca yer yüzündeki insan,elf ve yarı elf kralların sonuncusuydu.Sivri dişlerini çıkardı.Yatağa yaklaştı.


Elf kızın boynuna yaklaştı.Kız birden döndü.Ama uyuyordu.Whagon çarpıntıya uğrayıverdi.kızın güzelliği karşısında durulmuştu.Kendi kendine:

_Napıyorum ben?O bir elf.Düşmanım ama....Yok,yok.Bu bir büyü.Aman!Kimi kandırıyorum.Bunları büyüleri bizlere işlemez.Benim zayıflığım.

_Uzak dur ondan!

Karşısında Arwen duruyordu.Tasvirlerinden tanımıştı.Ama bir banşiye benziyordu!

_Vay arwen hanım.Demek banşisiniz ha.

_Evet.Torunumdan uzak dur!

_Ben ruhlardan korkmam!Thürinwethilin torunu kabuslar efendisiyim!

Banşilerin her canlıyı öldüren ölüm çığlıkları bilinirdi.

Kızın kulaklarını örttü ve tüm gücüyle bağırdı.Sonra sustu.Whagon:

_Banşilerin çığlıkları beni öldüremez.

_Onun için bağırmadım.

dedi ve kayboldu.Askerlerin koşuşturma sesi duyuldu.Whagon:

_Erkekliğin onda dokuzu kaçmak biride saklanmaktır!

diyerek pencereden atladı.Yarasaya dönüşüp hızla Mordora doğru uçtu.Giderken içinden şunu düşündü:

_Her şey bitti.Keşke görmesydim.

O surların tepesinden geçerken Wyrus ordaydı.

_Demek bizim Whagon aşık oldu ha?Güzel.Hala bir umut var.

O sırada bir muhafız geldi.

_Beyim.Hanenize iki misafir geldi.Çok uzaktan gelmiş.

Wyrus hemen onunla evine gitti ve girdi.İçerde iki kişi vardı.Kukuletalı.

_Kimsiniz?

Kukuletalarını indirdiler.

_Aşkolsun Wyrus bizi tanımadınmı?

_Aa! Mavi Büyücüler.Hani uzun süre önce Doğuya gidip kaybolanlar.

sarılıp hasret giderdiler.Biri:

_Sorma Wyrus.Nazgul Beyi bizi esir aldı.Sauron bizi Doğuda bir kuleye sürdü.O düştüğü halde biz kulede kaldık.Kuleyi Whagon ele geçirince bizi saldı.

Yüzleri karaydı.Cüppelerinin içinden kılıçlarını çektiler.Wyrus kılıcını çekerek:

_Bu Whagon oldukça zeki.Bir gecede hem beni hem Kraliyeti yıkacaktı.

_Çok zekisin Wyrus!Mezar taşına böyle yazıcaz!

Atıldılar.Wyrus darbeleri ustalıkla savurdu.

_Ben sizin mezar taşınıza şunu yazcam."Arif milletine güven olmaz!"

Kılıçlar şakırdarken biri düştü ve toz oldu.Ötekide aynı kaderi paylaştı.Dışardaki askere:

_Gel şu tozları süpür!

_Beyim konuklar?

_Hesap mı vericem sana?Hadi!Birdaha kaleye önünüze geleni almayın.Burası kale mi Sıçrayan Midilli hanımı?Az kalsın geberiyordum.

_Beyim.Bir haber geldi.Hobitlerle cüceler birbirine girmiş.

_Hıh.Bir bu eksikti.atım nerde?

_Orda.

_Tamam.Ben kısa zamanda dönmeye çalışırım.

Atına bindi ve dörtnala dehledi.Giderken asasını çağırdı.Asa uçarak eline geldi.Batıya yöneldi.




Güneş tepedeydi.Eriador ovasında iki ordu karşılaştı.Başlarında kralları vardı.Hobitler ve Cüceler.Silahlarını kavramış,hırsla saldırmayı bekliyorlardı.Birden araya ışık saçan biri girdi.Asasını kaldırmıştı.

_Durun!Yanlış yapıyorsunuz!

_Araya girmeyin kutlu kişi.İlk kılıcı onlar çekti.

_Hayır siz.

_Durun!Doğuda savaş var ve siz kendiniz için tartışıyosunuz.Ne sen ondan üstünsün nede sen ondan.Şimdi savaşı bırakın.Hobitler siz kuzeye
cüceler benle doğuya.

_Yok ya !Hobitlerde saldırsın.

Yer sarsıldı.Wyrus gürledi:

_YA BARIŞIN YADA İKİ NESLİ YERYÜZÜNDEN SİLERİM! HADİ!

Hobitler birbirleriyle barıştılar.Kuzeye yollandılar.

Cücelere:

_Ben hızlıca önden gitmeliyim.Herif boyna casus yolluyor.

Wyrus atıyla atıldı.


Kral ve Tron oturmuş gelen haberleri inceliyordu.Angelinada yanlarındaydı.Birden içeri Wyrus gelip oturdu.

_Majesteleri!Sonunda barışın yolunu buldum!

_Nasıl?

_Bizi Angelina kurtaracak.

Angelina şaşkınlıkla mavi gözlerini dikti.Wyrus:

_Bir düşünün.O kadar zamanı varken Whagon neden ısırmadı?

_Neden?

_Angelinaya aşık oldu!Bunu gördüm!Şimdi ben ve Angelina oraya gideceğiz.Onu ikna edceğiz.

_İyide Angelina ona da aşık olursa?

_İyi olur!


WHAGONUN MORDOR TAHKİMATI

Whagon oturmuş,Mordorda bulduğu kayıtları inceliyordu.İçeri bir ork girdi:

_Beyim.Gondor prensesiyle Wyrus geldiler.

Whagon hapı yutmuştu.Geçen gece öldürmeye gittiği kıza aşık olmuştu.Bu seferleri aksatacaktı.Kabul salonuna girdi.Kızı görünce gene çarpıntıya uğradı.

_Evet.

Angelina ayağa kalktı ve yanına gitti.

_Size barış teklifi getirdim.

_Düşünmeliyim.Sizde bu gece burda kalabilirsiniz.

Korkmayınız.

Wyrus:

_Sen kork.İkimize birşey oldumu tekmil Valinor ayağa kalkar.

Whagon cevap vermedi.Wyrusla Angelina odalarına giderken Wyrus:

_Gece muhakkak dışardadır.Yanına git.

Whagon tek başına kulenin tepesinde oturmuştu.

Birden yanına Angelina girdi.

_Noldu?

_Uyku tutmadı.Siz?

_Benide.Yanıma nasıl geldin.Ben katilin sayılırım.

_Ama öldüremedin.Ve nedenini biliyorum.Aslına bakarsan bende senden hoşlandım.

_Ya.

_Barışa varmısın?

_Varım ama tek şartla.Benimle evlenecek ve Taberia ya geleceksin.

_Kabul.

Whagon ayışığının altında öpücüğü kondurdu.





----------------------------------------------------------------------------------------
Belge 9: FATİH 7 - (Son Whagon hikayesi. Bundan sonra yazmayı bırakmışım.) - 17 Mayıs 2004, http://www.yuzuklerinefendisi.com/article.php?sid=1623

"Doğudaki ork şehri Savarionda orkların ve trollerin ileri gelenleri olağanüstü toplanmıştı.

_Kardeşlerim.Şimdi hepiniz merak ediyorsunuzdur.

Niye toplandık.Bilrsinizki Taberialı Whagon Gondorla barış yoluna gidecektir.Bu amacımıza ihanettir.Hele ki baş düşmanlarımızla bağlantı kurması.

_Evlilik Gondor soyunu elde tutmak için.

dedi5. Grishnak.Galdor:

_Siz öyle sanın.Ama kazın ayağı öyle değil.O Batılı büyücü varya işte onun büyüsü.Barışmış.Bize diyorlarki orduyu çekin.Batıyı unutun.Bize dedilerki 

Minas Tirith önlerinde ölen babalarınızın ,dedelerinizin, kardeşlerinizin öcünü almayın.Diyorlarki kılıçlarınızı atıp bize köle olun.Diyorlarki bunca zamandır yapılan hazırlıkları göz ardı edin.Diyorlarki şeytanların gezindiği çöllerde acınızdan geberin.Diyorlarki davanıza ihanet edin.diyorlarki vatanınıza ihanet edin.Peki o yüce general davamızın muzaffer savunucusu nediyor?Hay hay.Peki ne karşılığı?Bir elf için.Cehennemin şeytanları elflerin belasını versin.


Bakın elflere güven olmaz.Onlar.O soydaşlarımız olacak elfler bize iki seçenek sundu.Ya taparsınız yada ölürsünüz.Ve bizler tapmayı reddettiğimizden işkence yaptılar.Morgoth bizi anlamıştı.Yardım etti.Yerleşecek toprak için.Ama elfler baktıki Hakimiyetleri elden gidiyor,velveleye verdiler Valinoru."Şeytan geldi"diye.Elfler değilmi Tanrılara başkaldıran.İlk kardeş kanını döken.En güçlü Tanrı Morgotha karşı çıkan.Dünyayı harap eden.Onlar değilmi İnsanları pohpohlayıp sonrada onlara düşük muamelesi yapan.O elflere güven olmazElfler öyle hain ve kibirlidirlerki Kendi çıkarları için Tanrıları bile satarlar.Ben derimki sürelim orduyu.İndirelim Whwgonu.Ben tahta talipim.

_Ama nasıl yapacağız?Etrafı vampir savaşçılarla doludur.Her biri 20 asker bedeldir.

_Tuzakla düğünde vurdurcaz.Ama bize güvenilir bir fedai lazım.Bir tahta kazıkla işi bitirecek. 

Fikirleri kabul gördü.Alkışlandı.Toplantı dağıldı.Galdor maiyetiyle çıktı.



VALİNOR MECLİSİ

Valar olağanüstü toplanmıştı.Çünkü doğuda gene hareketlilik vardı.Makar:

_Sorarım size.Bu meclis Sauron zamanında bile kurulmadı.Niye şimdi bir komutan için toplandık.

Manve:

_Çünkü bu adam planlarımızın ötesinde güçlü çıktı.

Gandalf:

_Telaşlanmayanız.Zira kuzenim olayı halletmek için gitti.

Makar:

_Biz onu gönderdik.Niye?Öldürmesi için.Ama noldu?

Whagon şimdi bir elfle evleniyor.Valinordaki elfler kızgın.Doğuya gidip kan almak isterler.İkinci akraba kıyımı vakası çıkarsa karışmam.

_Barış yapılacak Makar.Barış.Senin lügatında olmayan kelime.Senin isteğin savaşmak.Çünkü çağlar boyu savaşmadın.Bakın.Bu ahali savaştan bıkmış.Kendi zevklerimiz için onları kırdırırsak Morgothla aynı kefeye düşüp İluvatara hesap veririz.

Manve:

_Kavga etmeyin.Ben derimki çivi çiviyi söker.Onun gibi bir kötü gönderelim.

_Ya kontrolden çıkarsa .

_Sözümü kesmeyin Gandalf.Evet.Öyle birini göndercezki.Mandos ölü birine can verebilirmisin?

_Tabi.

_Güzel.

_İyide kimi saldırtıcaz?

_Bekleyin ve görün.

Dedi Mandos.

_Zira çoktan salındı bile.

Salınan eski kadim çağlardaki Balrogların kralı Gothmog du.Ateş saçarak ve uçarak gidiyordu.O öyle haşmetliydiki.Bir elinde Yıldırım topuzu bir elinde Ateş kılıcı vardı.Korkusuzdu.Böğürmesiyle yer gök inledi.O sırada Orta Dünyada gece hakimdi.

Bir amacı vardı.Onu elf krallarından biri öldürmüştü.

Son elf kraliyet soyunu da bitirmek için Gondora gidiyordu.Amacı hem onu hemde Orta Dünyayı yok etmekti.İntikam gözünü kör etmişti.Tanrıların öfkesini göremedi.İntikam kulağını sağır etmiş Tanrıların emirlerini unutmuştu.İntikam öyle bir sarmıştıki ellerini Karşısına Morgoth çıksa gene devirirdi.

Manve:

_Umarım Wyrus işi halleder.Yoksa Orta Dünya harap olur.

Wyrus Gondor surlarının üzerine çıkmıştı.Kral düğüne ve evliliğe izin vermişti.Hazırlıklar yapılıyordu.Derken uzakta kırmızı bir ateş gördü.Whagon yanına gelmişti.

_Hayırdır Wyrus?

_Şu ateşi gördünmü.Uçarak hızla geleni?

_Evet.

_Bir anlam verebildinmi?

_Yok.

_Yakınlaştı.Hay Valar devirsin boyunu!Bu gelen bir balrog!

_Ne!İyide son Balrogu kuzenin öldürmedimi?

_Bu Gothmog.Hatırlarım.Gondolin harbinde gördüydüm.Balrogların en kudretlisi.Tanrıların bile kovamadığı hatta Morgothu yenen Ungoliantı kovmuştu.Gidip onu engelleyelim.Gerçi güçlü ama durdurmazsak Gondor ve tüm dünya yok olur!

İkili aşağı atladı.Wyrus asasını çekti Whagon kılıcını.Hızla oraya koşarken Gothmogun karşısına çıktılar.Gothmog bağırdı:

_ÇEKİLİN ACİZLER!

Yer sarsıldı.Wyrus:

_Ben Maia Wyrus!Sana meydan okuyorum!

_Bende Thürinwethielin varisi Doğunu Fatihi Whagon.Sana meydan okuyorum!

_BİR VAMPİR VE BİR MAİA!

dedi.Topuzunu savurdu.Çekildiler.Wyrus asasından bir yıldırım gönderdi ama bir işe yaramadı.Yalnızca 

topuzu yiyip uzağa fırladı.Vampir kılıcını attı ve bağırdı.Havada karabulutlar toplandı.Whagon irileşip kaslandı.Kanatları ve pençeleri koca dişleri çıktı.Atıldılar bir birlerine.Ama balrog üste geldi.Sırtına Wyrus atılıp asasıyla balrogun kafasını yardı.Acıyla böğüren Balrog yeri göğü yıktı.Onuda aşağı aldı.

_Kimse beni yenemez.Osırada Whaghonun tüm vampir askerleri oraya geldi.Öfke saldırıdsı şeklinde.Ve saldırdılar.Balrogu devirip parça parça ettiler.Wyrus kudretiyle orda dev bir heykel çıkardı.

Heykel Wyrus ve Whago'nun Balrogla çarpışmasını tasvir ediyordu.Altına şu cümleler yazıldı:

"İSTER OLSUN BALROG KRAL GOTHMOG,

İSTER OLSUN KARA EFENDİ MORGOT,

ORTA DÜNYA DA HUZURU BOZANI ,

KARANLIĞA GÖMMESİNİ BİLİRİZ."     

(NOT: Şu dörtlüğü gördükten sonra o dönem Kurtlar Vadisi izlediğimi söylememe gerek var mı? İşte dönem liselisi olmak...)


BÜYÜCÜ WYRUS VE THÜRİNWETHİELİN VE ELF,iNSAN KRALLARININ VARİSİ,TABERİA LORDU 

DOĞUNU FATİHİ WHAGON THÜRİNWETHİEL.


----------------------------------------------------------------------------------------
Belge 10: GANDALF'IN GENÇLİĞİNDEN BİR ÖYKÜ - (Bir yıl aradan sonra yazdığım bir hikaye. Bahsettiğim aşk hikayelerinin ilk bu işte, o dönem yazıyormuşum demek ki. Dikkat! Yoğun ergenlik içermektedir!) - 18 Ekim 2004, http://www.yuzuklerinefendisi.com/article.php?sid=1732

"Bu gerçekten eski ve unutulmuş bir öyküdür.Hatırlayan kaldımı bilmem.Başlangıç yıllarındaydı.Melkor ağaçları söndürmeden evvel...


Ağaçlar gene herzamanki gibi parlıyordu.İki ağaç koca Dünyayı aydınlatıyordu.Birisi altın rengindeydi.Diğeri bembeyazdı elf ecelerinin teni misali.Demirci Aule genelde buralarda gezinir ve bu harikulade ağaçları izlerdi.İzlemeye doyamazdı doğrusu.İki maia gördü altın ağacın dibinde.Gençlerdi daha.Varlıklarından ötürü parlıyorlardı.İkiside yakın arkadaştılar.Olorin ve Curunir.

Curunir akıllı ve zekiydi.Onda hakimiyet ve güç potansiyeli vardı.Kendini geliştiriyorduu sürekli.Hırslıydı.Aule onun gelecekte Melkor ve Belegur'a benzemesinden çekiniyordu.Olorinde zekiydi.Şimdiden derin bir irfana sahipti.Ama onda hakimiyet hırsı yoktu.O daha ziyade yüreklere hükmetmek isterdi.Yolculuk yapmayı ve diğer maialarla konuşmayı severdi.Curunirle zıt tarafları vardı yani.Ama genede iyi anlaşıyorlardı.Fikirleri bile zıttı.Mesela Curunire göre elfler köle olmalıydı.Asker olmalıydı.Olorine görede elfler Melkorun şerrinden korunmalı ve Özgür olmalıydı.
Curunir daha çok ilim ve bilgi sahibiydi.Sayısız kitap okurdu.İleriyide görebiliyordu.Olorin ise bukadar okumadığı halde engin bir bilgiye sahipti.İleri görüşlülüğüne gelince."Gelecek süprizlerle doludur."diyecek kadar arif,"Şu an geleceği şekillendirir."diyecek kadarda Alimdi.Olorinin kuzenlerinden Radagast iyi ve alim bir maiaydı.Curunirin kuzenlerinden Belegur ise kötüydü ve bunu kimse bilmeyecekti.Dalıp gitmişlerdi.Aule yanlarına gelip oturdu.Onu gören iki maia saygıdan ayağa kalktı.Tekrar oturdu.Aule:
_Nasılsınız?
_İyiyiz efendim.
dedi Curunir.İhtişamlı görünüyordu.Aule:
_Seni güçlü ve ihtişamlı gördüm Curunir.Geleceğin kederlerle yazılacağı şu günlerde keşke herkez senin gibi güçlü ve hırslı olsa keşke.Sen zamanını ilimle geçirirken diğerleri elf ecelerinin salındığı has bahçelerde dolanıyor.
Sonra Olorine döndü.Alçaltıcı bir ifadeyle baktı:
_Sende onu örnek almalısın Olorin.Melkorun tehditkar olduğu şu günlerde herkez öyle olmalı.Kabul ediyorum.İlim,irfan sahibisin.Ama içinde Hakimiyet hırsı olmadan bunlarla Melkoru altedemezsin.
Kendi Maiası olduğu için Curuniri övdü.İçine bir hırs ve kibir tohumu atıldı.Buna karşın Olorini yerdi ve ezdi.Olorin ezildikçe ezildi.İçine umutsuzluk ve korku tohumu atıldı.Sonra Aule çekip gitti.Ardından da Curunir.Öyle bir havası vardıki gören onun tek başına Melkoru yendiğini sanardı.Nitekim bu gurur ve hırs ilerde pek çok kederli olaya yol açacaktı.
Olorin umutsuzca ayrıldı oradan uzaklaştı.Dalıp yürüdü gitti.
O günlerde sevdiği bir elf kızı vardı.İsmi Galadia
ydı.Işıktan gelen yani.Saçları güneşten sarıydı.Parıldardı adeta.Teni Gıcırtılı Buzun karları gibi bembeyazdı.Gözleri masmaviydi.Ulmonun yaşadığı dip denizlerin mavisi.Berrak sesiyle şarkılar söylerdi hep.Genç Olorinin gözü ondan başkasını görmezdi.Onu görmeye Valinorun Ak kıyılarına gitti.Çünkü o kız denizi severdi.Olorin ruhunu arındırmak amacıyla kızın olduğu yere yöneldi.Kıyıya yöneldiği yerde acı bir çığlık duydu.Bu Galadianın sesiydi.Ne olmuştu acaba?
Hemen kıyıya indi.Ve donakaldı.Kızın karşısına gölgelere karışmış bir hortlak vardı.Kızıl gözlü ve gölge bedenli.Olorin ilerledi ama mıhlandı.Umutsuzluk sarmıştı içini.Kendine güveni yoktu.Olan oldu.Gölge güzelim kızı öldürmüş ruhunu yutmakla meşguldu.Sevdiği kız ölmüştü.Gözü döndü ve haykırarak atıldı.İçindeki maia gücü ortaya çıkmıştı.Gözleri alev alevdi.Yıldırımlarla atıldı.Savaş tanrısı misali korkunç bir narayla Gölgeye saldırdı.Ellerini öne uzattı .Ve elinden ak bir ışık çıktı.Gölge korkunç bir çığlıkla inildeyerek yok oldu.Olorin şaşırdı.Kendine güveni gelmişti.Sevdiği kızın ölüsünün başına oturdu ve gözyaşı döktü.Tüm maiar oraya toplandı ve ağıt yaktılar.Ondan sonra bir yemin etti Olorin.Kendine güvenini kaybetmeyecekti.Başka elf kızları ölmeyecekti.Şans eseri Gandalf eğer oraya gitmeseydi hem sevgilisi kayıp hemde güvensiz biri olacaktı.Silikleşecekti.Yüzük Sauronun eline geçecek ve dünya karanlığa düşecekti.Ama bunlar olmadı şans eseri.
O günden sonra Gandalf aşık olmadı.Ama kendine güveninide hiç bir zaman kaybetmedi"



----------------------------------------------------------------------------------------
Belge 11: GANDALF'IN SON ÖYKÜSÜ - (İkinci ve sonuncu aşk hikayes,
 bir üstteki hikayenin devamı. Sitede yazdığım son hikaye.) - 4 Mart 2005, http://www.yuzuklerinefendisi.com/article.php?sid=1787

"Bu gene benim kendi kurguladığım bir öykü.Geçenlerde ilk yazdığım Gandalf`ın gençliğine ait öyküyü okudum.Ve biraz duygulandım.Bu öyküyü onun üzerine yazdım.Umarım beğenirsiniz.

Deniz suskundu.Hava sessizdi.Kesif bir sis vardı.Beyaz bir gemiydi.Hani şu kuğu suretinde yapılan elf gemilerinden.Son gemiydi o.Orta Dünyanın son elflerini Batıya taşıyan gemi.İçinde alim elf beyi Elrond,güzel ece Galadriel,Yüzük taşıyıcısı Frodo ve Bilbo Baggins.Ve bir kaç ilim,irfan sahibi elf.ve arif Ak Gandalf.


Herkes güvertede dinleniyor ve yolculuğun keyfini çıkarıyordu.Gemidekiler üzgündü biraz.Uğrunda savaştıkları orta dünyayı terketmek onlara bir hayli koymuştu.Ama diğer yandan sevinçliydiler.Ata topraklarına gidiyorlardı.Nice kadim hatıraların yer aldığı kıtaya.
Frodo dip kamaraların birinde uyuyordu.Shire`a dair ilginç bir rüya görüyordu.Sam,Merry ve Pippin Mordorda gördükleri füllere binmiş,orklarla kovalamaca oynuyorlardı shire çayırlarında.Frodo ya bir an gerçek gibi geldi.Brendibadesi nehrine,Ted'in değirmenine,Çıkınsaçması sıra oyuklarına ve Çıkınçıkmazını zevkle izledi.Birbirini ziyaret eden ve tarlada çalışan hobitleri izledi.Ve sonra bir fülün hızla onun üzerine geldiğini izledi...
Kalktı.Şaşırmıştı biraz.
_Neredeyim ben?
Bir an Shire'de olduğunu sandı.Ama yanılmıştı.O koca geminin içindeydi ve Shire çok uzaklardaydı.Artık uyuyamazdı bu moral bozukluğuyla.Güverteyi gezmeye karar verdi.
Güverteye ilk çıktığında gözüne ilk takılan etrafı saran kesif sis oldu.Hep elfçe kitaplarda okumuştu.Orta Dünyanın bitiminin sisli olduğunu.En son Höyük yaylalarında görmüştü böyle bir sis.Tom Bombadil ile yaşadıkları o ürkütücü macera geldi aklına.Gözüne ikinci bir görüntü takıldı.Gandalf pruvanın ucunda asasına dayalı bir biçimde durmuş ileriyi seyrediyordu.Üzgün bir görünümü vardı.Üzüntü gözlerinden okunuyordu.Frodo Gandalf'ı hiç böyle görmemişti.Nice tehlikeden geçmiş bu koca arif şimdi çok çaresiz gözükmüştü gözüne.
Yanına gitti.Gandalf bir heykele benziyordu.Gözleri bile kıpırtısızdı.Frodo ona dokundu.Gandalf aniden döndü.
_Ah senmiydin Frodo.
Yüzü biran güldü.Sonra tekrar somurtuk bir hal aldı ve tekrar baktığı yere döndü.Bir süre sustular.Sonra Frodo kendini zorladı:
_Gandalf neyin var?
_Gayet iyiyim Frodo.Gayet iyiyim.
Bunları ruhsuzca söylemişti.Frodo:
_Seni ilk defa böyle üzgün görüyorum.Ne oldu?
_Üzgün olduğum doğru ama sana söyleyemem.
_Hadi Gandalf?Seni bu hale getirebildiğine göre önemli bir şey olmuş olmalı.
_Evet öyle.
_Bana anlatırsan belki çözebilirim.Beni pek hafife alma.Sen dememişmiydin "BİLGELER SENDELEDİĞİNDE YARDIM HEP ZAYIFIN ELLERİNDEN GELİR." diye.
Gandalf ona bakmadan anlatmaya başladı:
_Ben henüz genç bir maiaydım.Sarumanla dosttum.Birgün ak ağacı seyrediyorduk.Bu topraklardaydık.O gün Aule geldi ve Aule beni yerdikçe yerdi.Aksine kendi maiası Sarumanı öve öve bitiremedi.Dolayısıyla kendime olan güvenimi kaybettim.Benim bir sevgilim vardı.Galadia ydı adı.Sarı saçlı,mavi gözlü,kuğu boylu bir elf ecesiydi.Deniz kenerında berrak sesiyle şarkılar söylerdi.Şimdi bile hatırlarım.Dinleyene bir umut ve güven aşılardı.Huzur bulmak için onun yanına gittim.Deniz kıyısına.Orda ona bir hortlak saldırmıştı.Gözlerini bana dikmişti ve yardım istiyordu.Ama yardım edemedim.Umutsuzluğa düşmüştüm bi kere.Onun ölümünü gördüm.Ondan sonra hortlağı defedebildim.Yok oldu.Tabi ecede öldü.Ve ben o gün hiç bir zaman umutsuzluğa düşmemek için karar aldım.İşte ogün bugündür balrogla savaşımda olsun,Gondor kuşatmasında olsun her olayda bu ettiğim yemin ve onun sağladığı umut ayakta tuttu beni.Zaten beni orta dünyaya getirende bu olaydı.Çünkü ne zaman bu kıyıları görsem aklıma hep o acı olay gelir.Şimdi tekrar oralara dönüyorum.
Gandalfın gözünden yaşlar döküldü.Frodoya döndü:
_Söyle bana.Ben bu acıya nasıl katlanırım?Kıyılarada yaklaştık zaten.
Birden berrak bir şarkı duyuldu.Güzel sesli bir kız okuyordu.Gandalf durakladı.Kıyıya döndü.
_Sende duydunmu Frodo?
_Evet Gandalf.
_Bu...bu... bu onun sesi.Galadiamın sesi.Valar en orta dünyadan giderekn şöyle demişti."Sen geri dönebileceksin Gandalf.Ve ödülünü alacaksın.Beren bile dirilmişti."İlkin bu sözlerin sırrını çözemedim ama...
Beyaz kumları gördüler.İnci sahilini yani.orda bir elf ecesi duruyordu.Frodo onu görünce büyülendi.Shire ın başaklarının rengi sarı saçları vardı.Topuklarına dek uzanıyor.Ve rüzgarda dalgalanıyordu.Gözleri masmaviydi.Gök yüzüne benziyordu.Teni Mindolluinin tepeleri gibi bembeyazdı.Zarif,narin bir görüntüsü vardı.Ve o an Frodo bir mucize daha gördü.Gandalfın saçları ve sakalı kısalıyordu.Gittikçe gençleşiyordu.Ve gençleştide.Uzun sarı saçlı ve renkli gözlüydü.Hala vakur görülüyordu.
Pruvadan suya atladı.Yürüyerek sahile çıktı.Galadia ya sarıldı.
_Sen gerçeksin!
_Evet Gandalf!Bak!Diriltildim.Sonunda sana kavuştum.Senin hakkında çok şey anlattılar.
Gandalf ona tekrar sarıldı.Gözpınarlarından yaşlar dökülüyordu.Froduya döndü:
_Frodo ben Galadia nın bahçesine gidiyorum.Sonra gelirsin.
_Seni soraralarsa ne diyim?
_Onlara deki Gandalf bin yılların intikamını alacak!
Sonra Galadia nın elini tuttu.Ve el ele tutuşarak yeşil ağaçların arasında kayboldular ve sonsuza dek mutlu yaşadılar.
İşte bu Gandalfın son öyküsüdür. "

-----------------------------------------------------------------------------------------


18 Şubat 2013 - İstanbul




12 Şubat 2013 Salı

Büyücünün Tuhaf Romantizmi-3


Büyücü: “Aldığı kitap… Bu oldukça kötü şöhretli bir kitaptır. Derslerde bahsedilebilecek denli kötü şöhretli! “İblisleri Etkilemenin Binbir Yolu”, hiçbir büyücünün dokunmaya cüret edemeyeceği kitaplardan biri.”
Eşkıya: “ “Dünyanın En Tehlikeli Büyüleri”nden bile mi kötü şöhretli?”
Büyücü:  “O dediğin, bu kitabın yanında sokaklarda koşturan beş yaşında bir çocuk gibi kalır. Bu kitap boyut kapılarının ileri seviyelerine ilişkin bir çalışmadır. Boyut kapıları üzerine çalışsam bile benim de dokunmama izin verilmezdi!”
Eşkıya: “Ama kız alıp götürüyor. Tabi soylu olmayınca… Bürokrasi zaten senin benim gibi garibana işliyor, zenginin çarkına dönüyor…”
Büyücü: “Bırak şimdi İsyanist (yöreye özgü bir siyasi akım) söylevleri. İçinde farklı boyutlardan iblislerle irtibat kurmanın ve çağırmanın yolları vardır. Aslında öğretici bir kitap ama öğrettiği şeyler tehlikeli!”
Eşkıya: “Aga saç yaptırmaktan, arkadaşlarıyla kahve için düşmanlarına nispet yaptığını sanmaktan başka bir şeyden anlamayan bir kızcağızın iblisle miblisle ne işi olur? Aşk büyüsü mü yapacak daha zengin ve soylu birisini bulmak için?”
Büyücü: “Bunu öğrenmenin tek bir yolu var. Mekânın geçmişine bakmak.”
Eşkıya: “Sen falcı değildin hani?”
Büyücü: “Geleceğe bakmayacağım aptal! Geçmişe bakacağım! Mekanla bütünleşmek deniyor buna. Ben konsantre olacağım, ben konuştukça soru sor, söylediklerimi ben aklımda tutarım yönlendirmeyi sen yapacaksın!”
Büyücü ellerini demirden kafese koyarak gözlerini kapattı. Bir süre sonra kaynağı belirsiz mor dumanların, ışıklar saça saça sağdan soldan gelerek büyücünün etrafında topladığını gördü Sansar. Büyücünün cezbe gelmiş hali bir şeyler söylüyordu:
Büyücü: “Büyük Kahraman Agrabul (Akdiyar’lı, evrensel şöhrete sahip mitik bir kahraman) geliyor!”
Eşkıya: “Agrabul asırlar önce Gizem Kulesi’nde inzivaya çekilmedi mi? Aga zamanda yanlış döneme gittin, bugünlere gel. Kitabı buradan alan kıza!”
Büyücü: “Hissediyorum. Kızın içinde muazzam bir öfke var. Erkeklere karşı duyduğu amansız bir nefret… Kitabın varlığını bir cadıdan öğrenmiş. Bir iblis çağırmak istiyor. D’hka’lın! Onu çağırmak için bir ölümsüzün kanına ihtiyacı var ancak kendisine kazık atmak isteyen, aşık olmamış, onu sadece cinsel yönden tatmin amacıyla arzulayan bir ölümsüzün kanına. Uzun ömür süren, büyülü bir varlığın kanı… Sonra kitabı almadan çıkıyor, günler sonra geri dönüyor…”
Büyücü kendine gelir gelmez mor dumanların etrafa saçılarak yok olduğunu gördü Sansar.
Eşkıya: “Aga?”
Büyücü: “İyiyim ben. Biraz geri gittim ilkin ancak yönlendirmenle doğru zamanı tutturup kızın yaptıklarını gördüm.”
Eşkıya: “Aga kız gelmiş buraya ilk, bu kitabı…”
Büyücü: “Hatırlıyorum. Kızın çağırmaya çalıştığı iblis, D’hka’lın! Onun kim olduğunu öğrenmemiz lazım. Demek vampirle önceden çıkıyordu. Sonra büyüyü uygulamak isteyince ölümsüzlerin sayısını arttırıp şansını da arttırmak istedi! Dahice! Sonra gelip kitabı aldı, çünkü üzerlerindeki tılsımdan ötürü kopyalanamazlardı! Dahice! Gulyabaniyi bu yüzden seçmiş?”
Eşkıya: “İblisi nereden öğreneceğiz?”
Büyücü: “Yasaklı kitaplar yolumuzun üzerinde hali hazırda yukarıda, oraya bakacağız.”
Wyern ile Sansar, “Gerçekten Yasaklanmış Büyü Kitapları” kısmından çıktılar. Wyern çıkarken ejderhanın önündeki belgeyi alıp katlayarak cüppesinin iç ceplerinden birine sokuşturdu. Yasaklı kitaplar kısmında “Tekmili Birden İblisler Ansiklopedisi”nin “D” harfli maddesini ihtiva eden cildi kolayca bulan Wyern, sayfaları hızla çevirmeye başladı. Bir anda durup, korkutucu görünümlü ancak güzel sayılabilecek bir kadın resmine baktığını gördü Sansar.
Eşkıya: “İblis de iblis ha!”
Büyücü: “Görüntüsü yanıltmasın.”
Eşkıya: “Bu iblis ansiklopedisi neden yasak?”
Büyücü: “Diğer dünyalardaki iblisler hakkında da bilgiler verdiğinden sakıncalıdır. İşte burada yazıyor kızın çağırmak istediği iblis. İblis D’hka’lın, intikam iblisi. Paralel bir evrende müzikle ilgisi olan biriymiş o yüzden bu iblisin gelişi sırasında gürültülü müzikler duyulurmuş. Tapınanları genelde yaz mevsiminde gürültülü müziklerle ayin düzenleyip eski sevgililerini lanetleyen bir topluluk. İntikam tanrıçası Demserortkal’ı andırıyormuş ki onun kozmik alemlere yansımasıymış.”
Eşkıya: “Ben Demserortkal tapınanlarını bilirim. Yaz geceleri içkiler seller gibi çağıldar ve şarkılarında eski sevgililerine sövüp onları unuttuklarını yeni sevgilileriyle mutlu olduklarını söylerler, kitleler halinde eski sevgililerinin aşağılarlar. Hele şarkıların nispetli kısımlarında “eller havaya” yaparlar ki onların o halini görsen kanın donar!”
Büyücü: “Benzeri şeyleri burada da yazmışlar. Demek ki kainatın her köşesinde intikam iblisleri arasında bazı benzerlikler var. Keşke İblisoloji üzerine yoğunlaşsaymışım. Ama boşver, o kadar kendini beğenmişlerdir ki senin Karanlıklar Efendisi olmana fırsat vermezler, “efendimiz efendimiz” diye gezinirsin yanlarında sırtında paçavralarla. Kız yeryüzünden tüm erkek nüfusunu kendisine köle yapması için çağırmak istemiş bu iblisi.”
Eşkıya: “Neyi neye alet ediyorlar vay arkadaş!”
Büyücü: “Kız galiba bu gece ayin yapacak. Onu bulmamız lazım, kapıyı açmasına engel olmalıyız!”
Eşkıya: “Artık itiraz yok aga seninleyim!”
Büyücü: “Tama… Bir dakika. Biri geliyor, saklanalım!”
Wyern’in yaptığı bir el hareketi ile ellerindeki meşaleler söndü. Bulundukları kısma bir gölgenin süzüle süzüle yaklaştığını gördüler. Wyern’in bir başka el hareketiyle meşaleler yandığında gelenin Gorour Sandıkçızade olduğunu gördüler.
Eşkıya: “Hah! Bir sen eksiktin tam oldu!”
Büyücü: “Ne işin var burada? Hatta bizi nasıl buldun?”
Vampir: “Kokunuzu takip ettim. Bulmam zor olmadı.”
Eşkıya: “Aga hatırlat av mevsimi gelince birlikte gidelim, hayvan takibi için boşu boşuna köpek alm…” (Büyücünün kızgın bakışları üzerine susmak zorunda kalır)
Büyücü: “Buraya niye geldin?”
Vampir: “Engizisyon galiba bizden şüpheleniyor. Siz şatodan çıktıktan sonra dört-beş kişi bahçenin dışından gözlemeye başladı şatoyu. Bir tane rahip kılıklı adam da onlara katılınca başıma bir iş gelmesin diye yarasaya dönüşüp kaçtım.”
Eşkıya: “İyi de niye peşimize takıldın? B.k mu vardı affedersin?”
Vampir: “Ne bileyim? Bir planınız vardır diye size sığınmaya geldim bir süreliğine.”
Eşkıya: “Biz de zaten Engizisyon Mağdurları Sığınma Derneği’ni yeni kurmuştuk, tam üstüne geldin.”
Büyücü: “Hakikaten bu yaptığının ne manası var? Ya peşine takıldılarsa?”
Vampir: “Bir şey olmaz. Hem konuşmalarını duydum, sadece  kimdir necidir şüphesi üzerine siz o vakitte şatodan çıkınca şüphelenmişler, sokakta rastladıklarını tutup sorguluyorlarmış. Sizin yüzünüzden oldu o da!”
Büyücü: “Her şeyi duyduysan, bizim konuşmalarımızı da duydun mu? Duvarlar dışarıdan sihre karşı yalıtımlıdır ama?”
Vampir: “Bu sihir değil, doğal yetenek. Konuşmalarınızı işittim ama sadece şu iblisle ilgili olanı. Bu kız ne yapmaya çalışıyor öyle?”
Büyücü: “Olabildikçe kötü şeyler. Ancak durdurabileceğimizi zannediyoruz.”
Eşkıya: “Beyler. Bu kızın burnunu havaya kaldıran sizlersiniz. Siz kaldırdınız, siz indirin.”
Vampir: “Zaten gidebilecek başka yerim yok, sizinleyim. Anca beraber kanca beraber… Yani dediğin kadar tehlikeliyse durum, hepimiz tehdit altındaysak elbirliğiyle halledip bu meseleden paçamızı kurtarmalıyız!””
Eşkıya: “Kan man dedi? Aga bir yamuk yapmasın?”
Büyücü: “Lafın gelişi söyledi geri zekalı! Tamam hep beraber kızı engelleyelim. Ancak engizisyon dışarıda her gördüğünü çeviriyorsa, bir tedbir düşünmeli.”
Vampir: “Bunlara kaba güç yetmiyor. Yasaların bir kısmı kendilerinden yana, rahipleri de yamandır.”
Büyücü: “Ben biraz zorlasam duman ederim ama büyücülerden oluşma yegane askeri birliği üzerime salarlar. Meşhur 27. Alay, Büyücülerin Alayı… Onlarla tepişecek denli güçlü olsam zaten…”
Eşkıya: “Hah. Şimdi bana işiniz düştü işte.”
Büyücü: “Aha. Şimdi tutup şehrin başrahibini dağa kaldıralım diyecek…”
Eşkıya: “Yok yahu! Sen hep kızıyordun benim İsyanistlerle konuşmama görüşmeme ama işimize yarayacaklar.”
Vampir: “Sen İsyanist misin?”
Eşkıya: “Fikirleri yaşam tarzıma uyuyor diyelim.”
            Büyücü: “Bize ne faydası var bunun?”
            Eşkıya: “Görürsünüz şimdi. Yürüyün yurtlarına gidiyoruz.”
            Büyücü: “Haydi! Engizisyondan kaçalım derken sen bizi İsyan Komitaları’na teslim edeceksin herhalde?”
            Eşkıya: “Aga hiç korkmayın. Basit bir tedbir alacağız, takip edin.”
            Akdiyar kıtasında siyaset aslında çok da eski sayılmazdı. Ne zaman ki yerel lordlar ve krallar yerlerini seçimle belirlenen şehir konseylerine ve konfederasyon sistemine bırakmış, seçimle birlikte siyasi görüşler ve akımlar da yaşamlarına girmişti. Gerçi herkes konsey üyeliğine aday olanları seçmekteydi yani bunlar zaten zengin burjuvalar, soylular ve bağlantıları sağlam olan nüfuzlu kimselerdi, bireyden bireye değişirlerdi. Buna rağmen ahali arasında çeşitli görüşler vardı ve konsey adaylığında da bu görüşler etkin oluyordu. Ahalinin bir kısmı “Konfederasyoncu”ydu yani ne etliye ne sütlüye karışırlardı onlar için önemli olan esnafın dükkanını açık tutması, ticaretin akması ve ortamın “isyanizm”e teslim olmamasıydı. Bunların büyük bir çoğunluğu palazlanmasının ardından Güneş Rahiplerinin başını çektiği, Güneş Dini’ne inanların saflarına katılmışlardı. Halkın yarısından fazlası onları destekliyordu. Tapınak adına gelir olsun diye kiralanan veya satın alınan dükkanlar, araziler, ticarethaneye dönüştürülen eski-yeni binalarla muazzam bir rant söz konusuydu ki işin kaymağını tapınağı doğrudan temsil edenlerle, aracı zengin aileler yemekteydi. Bir de yerel cin-peri, yecüc, mecüc ve bazı gulyabani unsurlarının kendi yönetimlerini desteklediği, yerelci yani “Federasyoncu” görüş hakimdi. Kendi şehirlerinden, bölgelerinden gayrısını düşünmezlerdi. Bunların haricinde hatırı sayılı miktarda sempatizanı ve partizanı bulunan “İsyanistler”di. İsyanistlerin büyük bir kısmı kölelik hususunda çalışmalar ve tasarılarıyla bilinen kişilerdi. Bunların arasında sadece kölelik hususuyla alakalı olarak “Madenisyanistler”, tüm hükümetlerden ve idarelerden ayrı bir yapı kurmak isteyen “Özerkisyanistler” olmak üzere iki ufak yapı daha vardı ancak geneli “İsyanizm” hususunda hemfikirdi. Özellikle maden bölgeleri ve Üniversiteler şehrinde yoğunluk kazanıyorlar, loncalara, tüccarlara, rahiplere, burjuvalara aksi gidiyorlardı. Aklı bu işlere erer pek çok Akdiyar’lı kara efendilerden kara tanrılardan sonra Akdiyar’ın başına bunların musallat olduğunu dillendiriyordu –daha çok muktedirler. İsyanistler bulundukları yerlerde barikatlar ardına kendi bölgelerini kuran, kendi içlerinde bir teşkilatlanmaya sahip kimselerdi ve kendilerine hoş bakmayanlarla başları pek hoş değildi.
            Wyern, Sansar ve Gorour, şehrin kuzeyindeki öğrenci yurtlarında kendilerine ayrılan kısımda, barikatlar ardında bulunan İsyanistlerin bölgesine gidiyorlardı. Çoğu öğrenci, az bir kısmı Muhafızlar tarafından aranan kaçaklardan müteşekkil İsyanistlerin, gerisinde üç tane gri, yeşil pelerinli insanın nöbet beklediği “Güney Barikatı”na gelmişlerdi. Buradaki bölge hakkında üniversite yönetiminin pek şikayeti yoktu ancak Güneş Rahipleri, başına buyruk yaşamalarından ve fikirlerinden ötürü kendilerinden hiç hazzetmezlerdi. Onlar da rahiplerden hoşlanmaz hatta fırsat bulurlarsa engizisyon ve muhafızlara karşı toplanarak yürüyüş yaparlar, eleştiri yazıları yayınlarlardı. Güneş Tapınağı yanlısı politika ehli Konsey üyelerinden birisinin: “Ben de oraya gidecektim öğrenciliğimde ama baktım kızlarla, çimenlerde takılıyorlar. Orada kalsam yoldan saparım” açıklamalarıyla hedef gösterilmeleri üzerine yeni bir çatışma konusu çıkmış, yurtlarının etrafına barikatlar kurmuşlardı.
            Wyern, Sansar ve Gorour, güney cephesine bakan barikatların önüne geldiğinde gri pelerinli öğrencilerden birisi onların karşıladı. Gorour’la el sıkışıp tanışıklığını belli eden öğrenci, görece daha giyimi debdebeli Wyern ve Gorour’a, onların üzerindeki birkaç adet tılsım ve süs eşyasına kötü kötü baktı:
            Öğrenci: “Bu soylu takımıyla ne geziyorsun?”
            Eşkıya: “Bunlar soylu değil, öğrenci. Önemli bir durum var, o yüzden benimle geldiler. Setner ile görüştür beni.”
            Öğrenci: “Tamam geçin. Buradan dümdüz ilerleyin, havuzun sol çaprazındaki ev. Kapıda sorarlarsa benim gönderdiğimi söylersiniz.”
            Eşkıya: “Sağolasın.”
            Üçlü, barikatı geride bırakıp havuzun olduğu yere ilerlediler.
            Büyücü: “Bunlar muhafız gördü mü dayak mayak girişen adamlar, biz elimizi kolumuzu sallayarak girdik içeriye. Sen ne ara muhabbeti bu kadar ilerlettin?”
            Vampir: “Onun tek muhabbeti bunlarla değil. Şimdi hatırladım, bizim fakültenin kantinine de gelip gidiyordu Sansar. Birçok öğrenci grubunu tanır herhalde, hatta bana gelip kız ayarlasana demişliği bile var.”
            Büyücü: “Ben de az kalsın, bilinçli bir yardımcım var diye övünecektim. Yine sapık emellerin çıktı karşıma.”
            Eşkıya: “Ben de hatırladım aga şimdi o konuştuğumuzu, o zaman üstünde pelerin yoktu ondan hatırlayamadım demek ki? Aman! Neyse ne sonuçta içeriye girebildik ya!”
            Büyücü: “Ben hala anlamadım buraya gelmemizin amacı ne?”
            Eşkıya: “Bekleyin görün.”
            Tarif edilen yere geldiklerinde, Sansar ile yapılan kısa bir görüşmenin ardından üçünü de eve aldılar. İçeride masalar üzerinde veya yerde oturan, harıl harıl bildiri yazan (Mecüc Burjuvazisinin Tarım Ürünleri Üzerindeki Etkisini Protesto), sandalye üzerinde nutuk atan (, hararetli bir tartışma çeviren İsyanistler içeriye girenleri görür görmez faaliyetlerine ara verdiler. Setner yerinden kalkıp samimi bir gülümseme ile Sansar’ın elini sıktı.
            Setner: “Nasılsın Sansar abi? Bu saatte işin ne?”
            Eşkıya: (Olabilecek en ciddi yüz ifadesini takınarak) “Çok karışık olaylar dönüyor Setner! Engizisyon şehirleri bitirdi şimdi de okullara el attı!”
            Setner: “Nasıl yani?”
            Eşkıya: “Bu yanımdaki arkadaşlar öğrenci. Biri büyücü, biri vampir… Bunları yakmak istiyorlar, hani farklı türleri yakıp yıkalım hesabı…”
            Masadaki Öğrencilerden Birisi: “Ben şu pelerinliyi tanıyorum, ticaret fakültesinden. Şatosu var, burjuvadır!”
            Eşkıya: “İşte ben de tam onu söyleyecektim. Tapınağın muhabbetini biliyorsunuz bir çok arazi satın alınıyor ya da kiralanıyor, yerlerine kendi tapınaklarını, merkezlerini dikip bunların yanına vakıftan para gelsin diye ticarethane açıyorlar. Hatta bazı aileler bu işlerde aracılık ettiğinden daha büyük arazilere daha büyük ticarethaneler açıyorlar. Engizisyon mallarını müsadere etmek için onu bunu yakıyordu ya şimdi işi iyice azıttılar. Önce öldürüp sonra arazisine el koyuyorlar, bu bahaneyle öğrenci yurtlarını da dağıtacaklarmış!”
            Setner: “Böyle şey olmaz! Nasıl cesaret ederler buna?”
            Eşkıya: “Biz de bu yüzden buna bir dur demek için karar aldık. Bazı arkadaşları şehirdeki merkezlerine götürüyorlar sorguya çekmek için. Oranın önünde toplanacağız, kuzey yakasında büyük tapınağın aşağı sokağında. Sizlere de haber vermeye geldik.”
            Setner: “Gerçi biz bir yürüyüş düzenlemeyi düşünüyorduk ama zamanı belirsizdi. Gecenin köründe, sokaklar kapatılamadan yapılan bir yürüyüş daha etkili olabilir. Hem yaptıkları Zarboizm (oraya özgü bir görüş, baskıcı anlamında kullanılır) yanlarına kalmamalı!”
            Eşkıya: “Ben şimdi bu arkadaşları saklamaya gidiyorum. Katılımınız çok önemli arkadaşlar, gecenin köründe Engizisyon’un oraya yığıldığımız zaman korkup geri adım atacaklardır.”
            Setner: (Etrafındakilere dönerek) “Bütün arkadaşlara haber verin, yürüyüş var. Gece olduğundan hızlı hareket etmemiz lazım, tarihimizin en büyük yürüyüşü olacak! (Eşkıyaya döner) Siz de gidin bir an önce, yakalanmayın!”
Wyern, Gorour ve Sansar evden çıktıktan sonra başkalarının da evden çıkarak başka evlere ve sokaklara dağıldıklarını gördüler.
Büyücü: “İçeride sesimi çıkarmadım ama bu yaptığın neydi şimdi?”
Gorour: “Engizisyon peşimizde. Muhafızlar peşimizde. Federasyon askerleri hakeza peşimizde. Bu son siyasi olaya da karışmamızın ardından devreye Konfederasyon Ordusu girer!”
Büyücü: “Bir isyan eksikti!”
Eşkıya: “Aga bilerek yaptım bunu. Şimdi Engizisyon bizim tepemizdeyken biz nasıl rahat hareket edeceğiz? Düşünsene tapınağın oraya yüzlerce isyanist toplanınca ne yapacaklar, bizi bırakıp onlarla uğraşacaklar! İblis meselesine inandırmaya göre daha kolaydı. Öbür türlü: “Sizin işlerinizden bize ne?” derlerdi ancak iş siyasi olunca bize yardımları dokunacak!”
Büyücü: “Ben hedef şaşırtma diye buna derim!”
Eşkıya: “Cahiliz mahiliz ama salak değiliz aga! Eşkıyalıktan geliyoruz o kadar pusudur, şaşırtmacadır öğrendik bir şeyler!”
            Büyücü: “Yine de aklım almıyor. İnsanlar durup düşünmeden bir cahilin sözleriyle nasıl hareket edebiliyor ki?”
            Vampir: “Bu yeni bir şey değil ki. Eskidenmiş o siyaset okullarından yetişen esaslı politikacılar. Politikacının esaslısı ya asırlardır taşrada pişmiş derebeyi kökenlilerden çıkıyor yahut halkın içinden, onun zaaflarını bilen ve bunu kullanabilenlerden çıkıyor.”
            Büyücü: “Siyasete pek aklım ermez zaten. Şimdi Taryal’ın şatosuna gidiyoruz, onu bulup engellememiz lazım.”
            Vampir: “Şatosunda olduğundan emin miyiz? Belki o gulyabaninin şatosuna gitmişlerdi.”
            Eşkıya: “Belki mezarlığa gitmiş de olabilirler. Dünyanın anasını satmadan önce son romantik piknik hesabı…”
            Büyücü: “Kızın okuduğu sayfayı gözümde canlandırdığımda gulyabaniyi neden seçtiğini görmüştüm. Yani kendisine aşık olmayan, sahte bir aşık kurban olacak ve bu insan haricinde bir kurbanın kanı için gerektiğinden kız onu kendisine bağlayacak. Ayin için yapacağı hazırlık için şatosunu kullanmış olabilir.”
            Vampir: “Ayin için hazırlık? Şey mi hani sekiz tane mum var hilal şeklinde diziliyor, gül yapraklarından semboller çizilmiş, kanla yazılmış yazılar ve havaya kaldırılmış bir pençe çizimi? Ayrıca büyük, taştan bir sunak, altından bir bıçak ve birkaç tuhaf görünüşlü taş? Sunak taşı güneye bakıyor, tam karşısında büyükçe bir boy aynası var, kenarları kanla lekelenmiş?”
            Büyücü: “Sen nereden biliyorsun? Kitabı mı okudun?”
            Vampir: “Hayır, Taryal’a ait bir kır evinde. Şehrin kuzey çıkışına yakın bahçeli bir ev.  Hiç görmedin mi?”
            Eşkıya: “Wyern daha aşıklar korusunu göremedi ki orayı görsün?”
            Büyücü: “Öhmm… Neyse, o zaman dediğin yere gidelim orada olmaları lazım.”
            Vampir: “Ayini orada yapacaksa birkaç saat evvel şatosunda ne işi vardı?”
            Büyücü: “Bizi şaşırtmak için olabilir. Peşinden geleceğimizi tahmin etmese kapıya muhafız koydurmazdı. Eve daha sonra geçecekti belki çünkü sen geleli bir saat bile olmamıştır, gulyabani de senden yarım saat önce gelmiş olabilir? Ancak bizim şatoya gelebileceğimizi tahmin edemedi.”
            Eşkıya: “Ne girmesi aga bastık bildiğin?”
            Vampir: “Şikayetçi olmaması da acelesini gösteriyor. Bir an önce kır evine gidip ayini tamamlamak için. Demek ki bu gece ayin olacak!”
            Büyücü: “Bu söylediğimden nefret ediyorum ama dünyanın geleceği bizim ellerimizde. Bir an önce gidelim!”
            Wyern, Sansar ve Gorour, barikatı geride bırakır bırakmaz yurtla aynı mesafedeki tahtadan mamul “Çürük Köprü”üzerinden Sırlı Nehri’ni geçip şehrin kuzey yakasına geçeceklerdi. Hızlı adımlarla kah koşup kah tökezlenerek Taryal’ın kır evine doğru ilerlemekti amaçları. Ancak köprü bekçisinin durmalarını haykırmasının ardından bekçi kulübesinin arkasından fırlayıp gelen engizisyoncular, birkaç rahip ve birkaç Şehir Muhafızı’nın etraflarını sarması bu niyetlerini sekteye uğrattı. Rahipler bir ellerinde kutsal semboller, diğer ellerinde Güneş Kitabı olduğu halde dualar okumaktayken engizisyoncular ellerinde urganlar olduğu halde onlara yaklaşmaktaydı. Şehir Muhafızları kılıçlarını tehditkar bir pozisyonda tutarak Wyern ve diğerlerinden gelebilecek herhangi bir hamleyi beklemektelerdi. Sembolleri gören Gorour iki büklüm olduğu yere çöküp kalmıştı. Wyern cadılar için yazılmış büyü karşıtı duaların tesiriyle hareketsiz kalmıştı. Karşı koyabilirdi ancak o an için nasıl bir keşmekeşin patlak verebileceğini tahmin edemiyordu. Türünden dolayı ne duadan ne sembollerden etkilenmeyen Sansar ise kah muhafızları kah rahipleri süzüyor, en mahrem küfürleri mırıldanıyordu.
            Büyücü: “Sansar! Sen dualardan etkilenmiyorsun.”
            Eşkıya: “Ben dua bilmem ki? Yoksa kötü bir şey mi söylüyorlar?”
            Büyücü: “Onu demiyorum! Bak sen rahiplere saldır, ben muhafızları indiririm!”
            Eşkıya: “Neyi nereye indiriyorsun aga? Baksana rahip, asker elele. Dinle devlet işlerini birleştirmişler. Ben rahibe ilişsem muhafız var, ona ilişsem engizisyoncu var ben ne yapayım?”
            Muhafızların Komutanı: “Wyern Kızılaba, Gorour Sandıkçızade, Dağlıgillerin Sansar. Bir soylunun evini basmak, haneye tecavüz, darp, sözlü tehdit, kanundan kaçma, suçlulara yardım ve yataklık, yasadışı işler için büyü kullanımı suçlarından dolayı tutuklusunuz.”
            Kıdemli Rahip: “Aynı şekilde aydınlığın yapısını tehdit ettiğiniz, özel güçlerinizi zarar vermek için kullandığınızdan ötürü Engizisyon tarafından tutuklanmış bulunmaktasınız.”
            Eşkıya: “Sözün bittiği yerdeyiz beyler…”
            Büyücü: “Kim tarafından tutuklanıyoruz anlamadım? Hatta niye suçlanıyoruz onu da anlamadım?”
            Muhafızların Komutanı: “Biz de ilkin bunu tartıştık, zaten bu yüzden geç tutukladık sizi.”
            Büyücü: “Nasıl olur?”
            Muhafızların Komutanı: “Şimdi engizisyon bu şato baskınından sonra peşinize düştü ya, siz de kaçtınız? Biz şatoya gittik, şikayetçi olmadı Taryal Hanım. Ama sonuçta ortada suç vardı. Bizim casus şebekelerimizin yarısı Tapınağa mensuptur, Engizisyon’un istihbarat ağı da daha geniş diye yine bizim tapınağa bağlı şehir konseyi mahkemesi tarafından yasa çıkarttırıp onaylattırdık. İstihbarat tapınakla ortak hale geldi, böylece biz de peşinize düştük.”
            Eşkıya: “Yargı tapınak, şehir muhafızları tapınak, engizisyon cübbesi giyin bari?”
            Muhafızların Komutanı: “İsyanist isyanist konuşma! Hoş konuşsan da bir şey olmaz zaten sağ çıkamazsınız. Her neyse yasa gereği artık engizisyon vakalarında biz onlara, bizim vakalarda da onlar bize yardım edecekler.”
            Büyücü: “Bizi yakalıyorsunuz ama şatoyu niye bastığımızı bir bilseniz! Asıl Taryal Hanımı tutuklamanız lazım. Bizi bırakmazsanız hepimiz öleceğiz! İblis çağıracak!”
            Kıdemli Rahip: “Peh! Laf! Kurtulmak için yalan söylüyor! Ne konuşturuyoruz bu zındıkları, meydana götürüp gün ortasında yakalım gitsin!”
            Büyücü: “Hemen yakın! Büyücüleri yakana kadar politika hokkabazlarını yaksaydınız daha hayırlı bir iş yapmış olurdunuz! Kız büyü yapacak iblis çağıracak!”
            Kıdemli Rahip: “Şikayet ediyorsunuz ama engizisyon bunun için var işte. Bizim istihbaratımız kuvvetlidir. Büyücüleri, büyü yapanları, cadıları, tüm ecinni taifesini fişliyoruz. Kimse gözetimimizden kaçamaz! Biri bir büyü yapmaya niyetlense anında haber alırız!”
            Eşkıya: “Engizisyon ayakta uyuyor ayakta! Wyern, aga göster delilleri de inansınlar!”
            Wyern: (Cübbesinin iç cebindeki kağıtları çıkartıp göstererek) Bak bu üniversite kütüphanesi kayıt defterinden. Taryal Hanım’ın aldığı kitap kodu, yasaklı kitapların olduğu kısım.”
            Kıdemli Rahip: (Kağıdı uzaktan inceleyerek) “Bu imkansız! Yasaklı kitaplardan kitap çıkarılamaz. Hatta bu 06 koduyla başlıyor, bunlar çıkarılmasını bırak dokunulması bile yasa kitaplar.”
            Wyern: (Öteki kağıdı gösterir) “Başmüdürün imzaladığı izin kağıdı, Taryal Hanım’a özel. İblis çağırma üzerine yazılmış bir kitap var elinde, ayin yapacak!”
            Muhafızların Komutanı: “O da suç tamam ama sizin yaptığınız da suç!”
            Eşkıya: “Aga bak ben cahil eşkıya aklımla bile akıl ediyorum siz nasıl akıl edemiyorsunuz? Biz evi bastıysak Taryal Hanım neden şikayetçi olmadı?”
            Vampir: (Çöktüğü yerden) İsyanımı şiirle haykırıyorum! “İftiralar değildir, yaralayan sensin sen!”
            Eşkıya: “Tanrısını seven beni önden yaksın! Yine şiir okuyacak!”
Kıdemli Rahip: “Yahu daha ne konuşuyorsunuz? Mahkeme falan yok size bence o kitap geyiği de tamamen hurafe bunlar kurtulmak için yalan söylüyorlar. Şatoyu kız meselesinden bastığınızı da biliyoruz, Taryal Hanımın sevgilisi söyledi.”
            Eşkıya: “Ben o gulyabaninin çıktığı mezarı…”
            Vampir: (Bir anda ayağa fırlayarak haykırır) “Şuraya bakın! Şuraya bakın!”
            Kafalarını gayri ihtiyari vampirin gösterdiği yere çevirdikleri zaman her biri dehşete düşmüşlerdi. Şehrin kuzeyinde, çıkışa yakın bir noktada göğe doğru uzanan ancak ses çıkarmayan bir hortum vardı. Hortumun tepesinde yıldırımlar saçana kara bulutlar döne döne toplanmaktaydı. Bir süre sonra hortuma benzeyen siyah ışık halesi oldukça genişlemiş sanki büyük bir yarık açılmıştı. İnsanlar pencerelere çıkıyor, sokaklara çıkarak bu acayipliği seyrediyorlardı. Daha aklı başında olanlar ise ne olur ne olmaz diyerek ailelerini dahi bırakıp şehir dışına kaçmaya başlamıştı. Yarığın içinde belli belirsiz, dev gibi bir insan bedeni görüntüsü belirmişti.
Sansar: (Kıdemli rahibin omzunu dürterek şekli gösterip) “Biz öyle ecinniyi mecinniyi yakarız diyordun! Aha iblis orada! Git onu da yak! Hadi! Hadi!”
Tam da o sırada Wyern ve diğerlerinin işine yarayacak bir gelişme vuku bulmuştu. Yürüyüşe gitmek üzere topluca yurtlarından çıkan İsyanistler, köprünün orada engizisyoncularla, muhafızların bir grup öğrenciyi rehin aldığını öğrenince taşlar ve bağrışmalarla oraya doğru yaklaşmaya başlamışlardı. Wyern ve diğerleri karışıklıktan istifade onların kıskacından kurtulup ayinin yapıldığı yere doğru koşmaktayken taşlara hedef olan muhafızlar ve engisizyoncular köprüye dek gerilemek zorunda kaldı:
Kıdemli Rahip: (Yanındakilere bağırarak) “Üniversiteler şehrinde paganların olduğunu bilmiyordum! Arka çıktılar!”
Muhafızların Komutanı: “Arka çıkmadılar, burası İsyanistlerin bölgesi takviye almadan gelmeyelim demiştim. Muhafız zırhı ve cüppe görünce dayanamaz hücum ederler böyle!”
Kıdemli Rahip: “Öte yandan adamlar haklıydı gibi galiba! İblis var! Gelmeye çalışıyor! Ne yapacağız?”
Muhafızların Komutanı: “Şehirde isyan çıkmak üzere buraya takviye ekip çağırmalıyız.”
Kıdemli Rahip: “Ben de başrahibe gidiyorum! İblis için bir şeyler yapılmalı!”
Sanki sözleşmiş gibi önce geri çekilip ardından kaçmaya başlayan engizisyoncularla muhafızları isyanistler kovalamaya başladıkları sıra, Wyern ve diğerleri çoktan Taryal’ın ayin yeri olarak kullandığı kır evine yaklaşmıştı. İblis de daha bir görünür olmuş, muazzam gürültülerle bu dünyada cisimlenmeye çalışıyordu.
İntikam iblisi D’hka’lın’ın geldiği yerden şarkılar ve gürültülü müzik sesleri geliyordu. Kendilerinden geçmişçesine dans eden zebanileri ve düşük seviyeli iblisleri görmüşlerdi orada. Şarkıların sözleri tanıdıktı, eski sevgililerine lanet okuyanlar, onları unuttuklarını söyleyenler, hiç umurlarında olmadıklarını haykıranlardan bahsediyordu. Paralel bir evrende, sahil şehirlerinde yaz mevsiminde sokakları gümbürdeten, “gider edebiyatı” olarak nitelendirilebilecek uğursuz şeylerdi… İblis’in kendisi de bir şarkı haykırıyordu. Lanetli şarkının sözlerinde kah bir semtte yeni sevgilisiyle dolaştığını eski sevgilisini unuttuğunu, yeni yerler gezmek istediğini, onu bilerek terk ettiğini söylüyordu. Büyücü, geldiği yerde sürekli bu lanetli şarkıların kulaklarında çınladığı talihsiz insanlara hayatında ilk defa acımıştı…
Oraya yaklaştıklarında İblis’in açıldığı yarığa doğru kuvvetli bir yıldırım büyüsü yapmıştı ancak hiçbir tesir göstermeyen büyü kolayca dağılmıştı. Büyü bile yetersiz kalıyordu. Daha güçlü bir şeyler olmalı diye düşünürken bir anda aklına bir fikir gelmişti Wyern’in. Parlak bir fikir değildi ancak tutma ihtimali vardı.
Büyücü: “Ne yapacağımızı şimdi buldum.”
Eşkıya: “Kızı mı öldüreceğiz?”
Büyücü: “Hocalarım beni uğursuzluk ve lanet üzerine araştırmalara yönlendirdiklerinde üzülmüştüm. Ancak şimdi anlıyorum. Bendeki en doğal güç bu… Lanet ve beddua… Neden bu alan yönlendirdiler? Çünkü uğursuz yaratıkları çekebiliyordum kendime, ben uğursuzdum zaten ben lanetliydim. Daha kötü ne olabilir ki?”
Eşkıya: “Sonuç olarak?”
Büyücü: “O canavarı geri gönderirken yapabildiğim şey nedeniyle beni yönlendirdi hocalarım. İçimden gelerek okuduğum bir lanetle geri yollamıştım o iblisi.”
Vampir: “Sakın iblisi beddua ederek durduracağını söyleme?”
Büyücü: “Teoride öyle… Ama pratiği farklı, o zaman ki gibi konsantre olabilirsem yaparım. Ben de doğal lanet var, ailemde de var bu. Tüm bu karanlık isteği demek ki nedensiz değildi… Burada kalın.”
Eşkıya:(Wyern’in kolunu tutar) “Aga öleceksin… Dur… Zaten ortalık karışık, bedduayla iblis mi kovalanır ya?”
Büyücü: “Bekleyin dedim!”
Elini kurtarıp onlara dönen Wyern, topraktan çağırdığı dev sarmaşıklarla Gorour ve Sansar’ın ayaklarını bağlattıktan sonra İblis’e döndü. Biraz önce ağzından kaçırdığı ancak detayıyla bahsetmediği, herkesten sakladığı sırrını düşündü. Büyük büyük atalarından birisi, daha Agrabul’un yeryüzünde yeni yeni yürümeye başladığı devirde hüküm süren karanlık efendilerden birinin soyundan gelmekteydi. Kara Tanrı Aldı Koca’nın oğlu ilk karanlıklar efendisi Bolog Han’ın, içindeki özü kaybetmeden önce bir peri kızından doğan oğlu ve kuşaklar boyunca kimselerin bilemediği “karanlık bir töz”ün nesillerce aktarılması konusu olmuştu. Ne Bolog bilebilmişti bu devam eden tözü ne de Kızılaba’ların üyeleri kendileri dışında kimseye ifşa etmişlerdi. İyi büyücüler yetişmiş ancak uğursuzluk yakalarını bırakmamıştı. Wyern, İblis’e bunları düşünerek dönmüştü. Ellerini ona doğru uzatıp bildiği tüm bedduaları, lanetlerim okumaya başlamış, bir yandan da ona doğru ilerlemişti. Dünyaya gelmeye çalışan iblis onu ilkin fark edememişti ancak Wyern’in içindeki karanlık töz harekete geçtiğinde görmüştü. Wyern’in gözlerinden saçılan kızıl ışıltılar ve vücudunda dolaşmaya başlayan siyah, sarı şuadan haleler karanlık sokağı aydınlatacak denli fazlalaşmıştı. İçindeki töz öyle bir noktaya gelmişti ki iblis binlerce yıllık ömründe ikinci kez korkmuştu (ilkinde muhtemelen Wyern’in kovaladığı ahtapot kafalı iblisle aynı soydan gelme ancak daha güçlü bir iblis ile karşılaşıp evrenin bilinmeyen bir zaman dilimine geçiş yapmıştı).
Wyern’in okuduğu lanetlerden bir tanesi muazzam bir gürültü ve uğuldamayla tözünden ayrılıp iblise doğru zamanı ve gerçekliği yararak ilerlemiş, tuhaf ışıktan hortum ile iblise çarpmıştı. Yer gök sarsılıp iblisin korkunç çığlığıyla çınlarken muazzam bir aydınlık neredeyse her yeri gündüz gibi aydınlatmıştı. İblis gelmeye çalıştığı yarıktan geri dönüp tekrar hiçliğe karışınca tüm o acayip ışıklar kaybolmuş, bulutlar kısa sürede dağılmış, yıldızlar yeniden gökyüzünde parıltılarıyla arz-ı endam etmişlerdi. Karanlık geri geldiğinde, Wyern’in belli belirsiz yerde yattığını gören Sansar ile Gorour, sarmaşıklardan güç bela kurtularak Wyern’in yanına koştular. Yanına vardıklarında Wyern’in gözleri açık bir şekilde gökyüzünü seyrettiğini görünce korkuyla üzerine eğildiler. Nefes alıyordu ama hareketlere tepki vermiyordu. Bir anda olduğu yerde doğrulup: “Gitti mi?” diye sormasıyla kendine geldiğini anlayıp kalkmasına yardım ettiler.
Eşkıya: “Gitti de laf mı? Kaçtı, kaçtı! Yaman büyücüymüşsün aga!”
Vampir: “O şey büyü değildi. Belki bedduayla alakalı bir şey bilmiyorum ama kesinlikle büyü değildi.”
            Büyücü: “Lanet işte… Değişik bir alan… Taryal nerede?”
            Gorour ve Wyern, Taryal’ı hatırlar hatırlamaz sokağın öbür ucunda bulunduğunu tahmin ettikleri kır evine doğru koşturdular. En azından Wyern, yerini tam bilen Gorour’u takip etti. Eşkıya arkalarından koştururken kendi kendine söyleniyordu: “Yok olmanın eşiğinden döndük bunlar hala kız peşinde!” diyerekten.
            Çatısı tamamen yok olmuş kır evine giren Wyern ile Gorour moloz yığını arasında Taryal’ı aramaya başladılar. Taryal’ın kokusunu belli belirsiz duyumsayan Gorour’un odanın birindeki tahta parçalarını kaldırmasıyla gulyabaninin boğazı kesik ancak hala hırıltıyla nefes alan bedeninin yanında baygın durumda yatan Taryal’ı gördüler. Wyern, tam Taryal’ı kaldırmak için hamle yapacakken istemsizce Gorour’un onu kolları arasına alıp dışarı çıkarmasına müsaade etti. Biraz etrafa bakınıp bulduğu o yasak kitabı yanına aldıktan sonra halen hırıldayan gulyabaninin bedenini sürükleyerek dışarıya çıkardı. Bahçenin bir köşesinde, Taryal’ı taştan bir banka yatırmış, bileklerini ovan Gorour’u gördü. Sansar, Wyern’e öfkeyle bakmaktayken kolundan tutup bahçenin diğer köşesine sürükledi:
            Eşkıya: “Senin ben beynine… O kadar Taryal, Taryal diye ağladın! Başımızı belaya soktun! Mülki idareden tut dini idareye tüm bürokrasiyi peşimize taktın! Niye? Bu lavuk gidip ayıltsın diye mi? Adam kızı dışarıya çıkarıyor, bizimki kitapla peltesi çıkmış mezarlık gulyabanisiyle çıkıyor! Ne yapacaksın, gulyabaniye mi çıkma teklifi edeceksin?”
            Büyücü: “Sansar! Unutuyorsun. Kız önceden onunla çıkıyordu. Benimle değil. Ayılınca yine onu seçecek beni değil. Hem niye seçsin? Maddi gücüm belli, lanetli bir kara büyücünün tekiyim. Tamam altıncı seviyede böyle bir büyüyü yapabilmek her büyücünün harcı değil, ancak yine de o beni tercih etmeyecek.”
            Eşkıya: “Niye peşine takılıp kızın ölüp ölmediğini kontrol etmeye geldin o halde?”
            Büyücü: “Öldüğünü sandım. Ölüp ölmediğini görebilmek için.”
            Eşkıya: “Dünya münya hikaye sen kızı kurtarmaya geldin değil mi? İblisi kovup kızı kurtaracağım diye hem kendini hem bizi tehlikeye attın değil mi?”
            Onların konuşmaları sürmekteyken bir anda yolun iki tarafından kalkanlarını kuşanmış, mızraklarını almış şehir muhafızlarının bahçenin etrafını sardığını gördüler. Engizisyoncular da yanlarındaydı. Kendilerini tutuklamaya gelen ancak isyanistlerin kovaladığı Şehir Muhafızlarının Komutanı’yla Kıdemli Engizisyon Rahibi’nin de onlarla birlikte olduğunu görmüşlerdi.
            Muhafız Komutanı: “Şehir muhafızları adına teslim olun! Etrafınız sarıldı!”
            Eşkıya: “Şekle bak, sanırsın eli kanlı haydut çevirmişler!”
            Komutan ve kıdemli rahip, onların silahsız olduğuna kanaat getirince bahçeye girmişlerdi. Taryal Hanım’ı görür görmez şaşırıp büyücü ile eşkıyaya dönmüşlerdi:
            Muhafız Komutanı: “Bu Şehir Konseyi üyesi Beyazhisarlızade Torgun Bey’in kızı Taryal Hanım değil mi?”
            Büyücü: “İblis çağıracak dedik ya! Neyse ki iblisi geri göndermeyi başarabildim!”
            Kıdemli Rahip: “Yok artık! Sen daha birkaç senedir altıncı seviyeymişsin hala iblis çağırma üzerine eğitimin sürüyor, nasıl öyle ha deyince kovaladın iblisi?”
            Vampir: “Büyü yapmadı ki? Beddua etti.”
            Kıdemli Rahip: “Nasıl? Ne etti, ne etti?”
            Vampir: “Beddua etti, ilendi, lanet etti…”
            Kıdemli Rahip: “Lan büyüyü bilmiyoruz diye çocuk mu kandırıyorsunuz? Bedduayla iblis mi kovalanır?”
            Büyücü: (Yasak kitabı göstererek) “İşte bu da delili… Şu mezarlık gulyabanisi de kurban edilmiş ama hala yaşıyor. Taryal hanım kendinden beklenmeyerek başarılı bir ayin yaptı ama büyüyü bilmediğinden iblis gücünü toplayamadan bedenini buraya aktardı. Ben de güçlü bir lanet yolladım, uzmanlığım bunun üzerinedir. Böylece iblisi geri yolladım!”
            Bir anda sokağın sonundan nedeni belirsiz bağrışmalar, çağrışmalar gelmeye başlamıştı. Aşağıdan gelenleri gördükleri zaman her birisi kah korkudan kah şaşkınlıktan ne diyeceğini şaşırmıştı. Akdiyar Konseyi’nin mavi kumaş işlemeli zırhlarına bürünmüş gaddar ve silahlı ifritlerin arasında ilerleyen görkemli ve zengin bir araba sokağa doğru ilerleyip evi tam önünde durmuş ve içinden dört kişi inmişti. Bu görülmeye değer bir manzaraydı zira çok ciddi bir mesele olmadıkça doğrudan Konfederasyon’a bağlı birlikler pek ortalıkta görünmezler, şehir muhafızlarını ve engizisyoncuları itekleyerek yol açmazdı. Şimdi ise her birisi ifritlerin koruma amaçlı sağa sola iteklemeleriyle istemeye istemeye yol vermeye zorlanmışlardı.
Arabadan inenler Şehir konseyi üyesi Torgun Bey, Üniversiteler’in başmüdürü ve Büyü Okulları’nın müdürü Marag Eskisunak ile onun kalem işlerini Hırdal Çelegir, pek kimsenin tanımadığı ancak o civara yakın konuşlanmış olan Konfederasyon Ordusu’nun komutanı olan azman suretli bir gulyabani olan Cengir Topuzkıran’dı. Bahçeye giren ifritlerden ikisi Taryal’ın yanına geçip Gorour’u geri ittikten sonra Cengir’in emriyle iki ifrit Sansar, Gorour, Wyern, Şehir Muhafızlarının komutanı ve kıdemli engizisyon rahibini kır evinin içine sürüklemişlerdi. Ardından arabadan inen dörtlü kır evinin içine girip kapıyı kapatmışlardı. Bölgenin en tepesindeki şahsiyetler, kendilerine göre bile ayaktakımı sayılacak kişilerin önünde tüm haşmetiyle dikilmişlerdi.
            Torgun Bey: “Açıkçası bir rezalet yaşandı. Duyulmaması gereken birçok skandal… Buraya bunları kapatmaya geldik. Taryal ile ilgili yaşananları ve yapılanları unutacaksınız. Aynı şekilde onun olaya karışmaması için buradaki herkes birbirini unutacak. Kimsenin suç hanesine bir şey işlenmeyecek.” (Komutan’a döndü) “Dışarıdaki gulyabaniyi de öldürüp saklayın, hiçbir iz istemiyorum.”
            Marag: “Wyern Kızılaba, üzerinde bazı deliller varmış. Bunları teslim etmeni istiyorum.” (Wyern sabıkası tehlikeye girmeyeceğinden çekinmeden kağıtları sakladığı yerden çıkarıp müdüre verir, ayrıca işaret etmesi üzerine büyü kitabını da teslim eder) “Teşekkür ederim. Aynı zamanda bir iblisi kovmayı başardın. Üzerinde çalıştığın tez kabul edildi ve seni yeni bir araştırma konusuyla ödüllendirdik. İşlemlerin hazır. Gerekenleri teslim et Hırdal…”
            Hırdal: “Yedinci seviyeye geçmene karar verildi. Bir iblisi kovabildiğine göre artık iblisler üzerinde uzmanlığını kanıtladın sayılır. Artık Ölüm Büyüleri üzerine çalışacaksın. İblisiyye Nişanı’na ve onun getirdiği tüm haklara sahipsin. Yakında fakülteden kadro alıp araştırmalarını da öyle sürdüreceksin.” (Nişanı ve gereken beratı Wyern’e teslim eder)
            Cengir: “Olay kapandıysa daha fazla kimse burada oyalanmasın, olanlar üzerinde konuşmasın. Konfederasyon bu tip şeylerden rahatsız olacaktır. Herkes alacağını alıp mesele halledildiyse dağılabiliriz.”
            Dörtlü, beraberlerinde Taryal da olduğu halde arabaya binip ifrit muhafızlarla geldikleri gibi gittikten sonra birini yakamadıkları için üzülen engizisyon rahibi ve komutanla birlikte ötekiler de kır evinden çıktılar.
            Eşkıya: (Rahibin sırtına vurup kinayeli bir şekilde gülerek) “Üzülme aga. Sizin tapınağın el atmadığı yer kalmadı. Yargı sizden, asker sizden, biraz dişinizi sıkın konfederasyonda da adamınız olur. Hehehe…”
            Kıdemli Rahip: “Sen kiminle dalga geçtiğini zannediyorsun?”
            Büyücü: “Ben artık yedinci seviyeyim. Kanun gereği bir suç işlediğimde beni ancak Büyü Okulları Müdürü yargılayabilir. Kölelerim yani parayla satın aldığım hizmetkarlarım da bu kanuna tabi olarak ancak benim tarafımdan cezalandırılabilir.”
            Rahip ile komutan dişleri kenetli bir şekilde bahçeden çıktılar. Engizisyoncular gözden kaybolurken, muhafızlardan birkaç tanesi gulyabaninin gırtlağını tamamen keserek cesetle birlikte sokaktan uzaklaşıp gözden kayboldular.
            Vampir: “Hepimiz ucuz atlattık. Hatta senin için iyi bile oldu Wyern. Benim gitmem lazım gün doğumundan önce evimde olmalıyım. Sizinle tanıştığıma memnun oldum. Bir gün muhakkak yine ziyaretime beklerim. Tabi peşinizde engizisyoncular olmadan!”
            Büyücü: “Gorour… Peki şimdi ne olacak? Taryal meselesi?”
            Vampir: “O mesele kapandı bile bence. Aslında bırakmazdım onun peşini. Konuşmalarınızı işittim, sana da üzüldüm ama onu ben de seviyorum. Yine de Taryal’ın peşini bırakmak zorundayım.”
            Eşkıya: “Anladım aga. Bu idarilerde, soylularda bir durum var. Kızları bir skandala karışınca anında daha soylu ya da dengi biriyle evlendirilirler. Taryal’ı size kaptırmazlar yani…”
            Vampir: “Arabaya binerlerken Taryal’ı Gapara Beg diye biriyle evlendireceklerini duydum. Kvagan soylularından olması lazım. Neyse Wyern, üzülme. İleride daha iyi birilerine rastlama olasılığımız yüksek. Sizinle tanıştığıma memnun oldum tekrar, güzel bir geceydi. Görüşmek üzere. Şatoma davetli olduğunuzu tekrar hatırlatmak isterim!”
            Eşkıya: (Gorour yarasaya dönüşüp uzaklaşınca) “Şiir okumadığın sürece neden olmasın?”
Gorour gecenin karanlıklarına kanat çırparken, Wyern ve Sansar da oradan uzaklaştılar. Çürükköprü üzerinden geçip civardaki İsyanistlerle ufak ufak görüştükten sonra kulelerinin yolunu tutmuşlardı.
            Eşkıya: “Hep lanetliyim, hep uğursuzum diyorsun ama bak kısa sürede nelere kavuştun!”
            Wyern: “Bence konuşmak için hala erken. Ama yine de dediğin gibi iyi oldu.”
            Bir anda sokağın öbür ucundan duydukları bir araba gürültüsüyle o yöne baktıklarında siyah bir arabanın atlarının son hızla üzerlerine doğru koşturduğunu gördüler. Bir anda önlerinde duran arabanın kapısı açılarak esrarengiz görünümlü, oldukça süslü elbiseler giymiş ve değerli taşlar kuşanmış bir Yecüc’ün sırıtarak kendilerine baktığını gördüler. Yecüc kendilerini arabaya davet edince arabaya bindiler. Yecüc kapıyı örttü.
            Yecüc: “Umarım sizi korkutmamışımdır.”
            Büyücü: “Bir iblis kovaladıktan sonra bunu söylemek garip gelecek ama biraz çekiniyorum açıkçası.”
            Yecüc: “Haberim var. Her şeyden haberim var. Ben buraya Akdiyar Konseyi adına geldim. İkiniz için. Sizin gibi yetenekli kimselerin elimizin altında olmasını isteriz.”
            Eşkıya: “Ben de mi?”
            Yecüc: “Biriniz iblis kovabilen bir büyücü. Sen ise İsyanistler arasında dün geceden sonra popüler olmuş birisin, aralarındasın. Tek bir casus bile sızdıramadık aralarına. Ama sizler bu iş için biçilmiş kaftansınız.”
            Eşkıya: “Biz konseye casusluk yaptığımızı nereden bileceğiz peki?”
            Yecüc: (Ceketinin içindeki gümüşten rozeti gösterip korkudan sarardıklarını gördükten sonra) “Sanırım bu yeterli olmuştur. İstihbarat bu zamanda oldukça iyi her şeyi öğrenebiliyoruz. Ama sızamadığımız yerler var ve yetenekli, iş bitirici birilerini bulmak her zaman kolay değil.”
            Büyücü: “Kabul etmemiz bile beklenmediğine göre… Ki kesinlikle reddetmeyiz, zira canımızı sokakta bulmadık. Tamamdır. Konsey’e gönüllü casusluk yapacağız.”
            Yecüc: “Güzel. Benim asıl adımı bilmenize gerek yok. Bana “Arabacı” diyebilirsiniz. Lazım olduğunda size bu nişanın bir benzerini taşıyan ufak bir altın yüzük gönderip haberci yollarım ya da arabamla size denk gelirim. Sizi her halükarda bulurum, size ulaşırım Siz ise sadece emredilenleri yapacaksınız.”
            Büyücü: “Görevimiz ne peki?”
            Yecüc: (Kapıyı açtı) “Artık gidebilirsiniz. Benden haber bekleyin. Siz çalışmalarınızı sürdürün, Sansar ise isyanistlerle daha sık görüşsün ve bizim adımıza bilgi toplasın.”
            Eşkıya: “Muhbirlik sevdiğim bir şey değil ama Konsey’le de pek tepişmemek lazım.”
            Wyern ve Sansar arabadan indikten sonra siyah araba geldiği gibi gitti. İkili yollarına devam ettiler. Yorgun görünüyorlardı. Bitkinlerdi ve gün doğumuna çok az kalmıştı. Kendilerini tuhaf hissediyorlardı. Wyern hala Taryal’ın acısından muazzep bir şekilde düşünceliydi. Eşkıya efendisi olmasına rağmen daha yakın gördüğü Wyern’in omzuna elini koydu. Wyern ses etmedi, o anda ne efendilik ne kölelik kalmıştı. Sansar, Wyern’in gözlerinin bir tuhaf baktığını görmüştü. Bir iblis kovalamanın zaferini ve şanını bile kutlayabilecek, sevinebilecek hali yoktu.
            Eşkıya: “İstersen gidip zaferini kutlayalım?”
            Büyücü: “Sevinemeyecek kadar yorgunum…”
            Eşkıya: “Doğru ya… Bir ömre sığabilecek bir macerayı bir gecede yaşadık. Kuleye… Pardon şatoya gidip iyi bir uyku çekmek istiyorum.”
            Büyücü: “Ben de… Hadi uyuyalım. Sabah nasıl olsa geçer değil mi?”
SON
Mehmet Berk Yaltırık
Mayıs 2012, 8 Şubat 2013 – Edirne/İstanbul